Tekerrür, Tarihin Bir Rutini İse, Gelecek Çoktan Yaşanmış Demektir
“Tarihin Tekerrüründen, Tekerrürün Tarihine” başlıklı yazımda tarihe bakışımla ilgili temel bir parametreyi ifade etmiştim. Tekrara düşmeden kısa bir hatırlatma yaparak başlayalım. Tarihi iki bölüme ayırabiliriz; ilk bölümde insanlar temel olarak benzer yaşanmışlıklar içinde olsalar da ruhsal ve duygusal değerlerinde nüans boyutunda gelişmeler gözlenir. Erdemli bir insan olmanın öğretisi, tarihi spiral bir yay gibi yukarı yönlü hareket ettirir. Tarih tekerrür etmekle birlikte dönüşümü sağlayan ruhsal bir gelişim vardır. İkinci dönemde ise yukarı yönlü olmayan sabit bir dairesel hareket vardır. Bu defa, farklı zaman ve mekanlardaki benzer yaşanmışlıkların insana yeni değerler katmadığını görürüz. İkinci dönemdeki durağanlığın veya sabit tekrarların nedeni, insanın ruhsal açıdan tekamüle ermesiyle ilgili teorik sürecin tamamlanmış olmasıdır.
Tarihin tekerrüründeki ardışık yaşanmışlıklar, ortak bir zekâ ve bellekle birlikte, tarihin başından itibaren insana her türlü deneyim ve bilgeliği vermiştir. Bu dönemde yaşanmamış hiçbir şey, söylenmemiş hiçbir söz kalmamıştır. Tekerrürün tarihinde ise bu yaşanmışlıklar fantastik bakış açılarıyla süslenmiştir. Fantezilerin ürünü olan eylem ve söylemler esasında tarihe yeni hiçbir şey katmaz. Lakin insanoğlunun bu gerçekliği kabul etmesi mümkün olmadığından, yanılsamaları hayatının bir parçası olarak kabul eder. Her yeni dönem için geçerli olan modernizm, insanı bu aynılıktan kurtaran bir kahramandır. Lakin hayatın modernleşmesi veya teknolojinin ilerlemesi insanın bilgeliğiyle ilgili yeni hiçbir kapıyı aralamaz.
Tarih teknolojik, ekonomik ve siyasi gelişmelerin peşinde koşmaz. Tarihin amacı geçmişte yaşanmış olayların çetelesini tutmak da değildir. Zira tarihin konusu madde değildir. Tarih insanın ruhsal gelişimini tahlil eder, bu da doğal olarak bütün yaşanmışlıklara sirayet eder. Yani olaylar incelenirken insan değerlendirilmez, insan değerlendirilirken olaylar tahlil edilir.
İnsanlığın hayata dair bütün yaşanmışlıkları bir tekerrür boyutuna geldiğinde, bundan böyle bütün yaşanacakların da bu yaşanmışlığın bir devamı olduğu gerçeği üzerinden hareket etmeliyiz. Peki bu ne demek? Bütün yaşanmışlıkların temelinde insanların arzuları, tutkuları, hırsları, korkuları, acıları, sevgileri, aşkları hasılı insanı insan yapan duyguları vardır. Kutsal değerler atfettiğimiz birçok savaş, çatışma ve sorunların temelinde belki de sınır tanımayan duygular vardır. Kim bilir? İskender dünyanın bir ucuna yeni fetihler yapmak için mi gitti, yoksa Roksana’yı bulmak için mi? İlahi ya da........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin