menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Akışkan Modernlikte Ahlaki Çözülme - VI

8 0
previous day

Batı’nın Gerileyişini Yeniden Düşünmek

Uzun zamandır birçok Batılı düşünürün artık Avrupa medeniyetinin çökmeye yüz tuttuğu ya da çöktüğüne dair tespitleri görülmektedir. Çünkü ahlak bittiğinde medeniyet de biter. Bu başlıkta Leonidas Donskis: 

“… zamanında Spengler’in herkesi sarsan görüşleri bugün klişelere dönüşmüş, çoğunlukla kanıtlanamayan şeyler hakkında söylenen, işin içine çeşitli komplo teorilerinin girdiği, ahlaki panik tellallığı ve sansasyonel kestirmelere benzeyen, kendisine hizmet eden ve kendi kendisini suistimal eden bir söylemin parçası olmuştur. (Spengler, Avrupa’nın çöktüğü, barbarların kapıya dayandığı vb. tespitleriyle tanınır…)

“… zamanında Spengler’in herkesi sarsan görüşleri bugün klişelere dönüşmüş, çoğunlukla kanıtlanamayan şeyler hakkında söylenen, işin içine çeşitli komplo teorilerinin girdiği, ahlaki panik tellallığı ve sansasyonel kestirmelere benzeyen, kendisine hizmet eden ve kendi kendisini suistimal eden bir söylemin parçası olmuştur. (Spengler, Avrupa’nın çöktüğü, barbarların kapıya dayandığı vb. tespitleriyle tanınır…)

Spenglere göre medeniyet yaratıcılığın kuruması ve kültürün sessizce ölümüdür. … …

Medeniyet, döngüsel olarak var olan bir kültürün son aşamasıdır, onun sessizce çıktığı ve öldüğü aşamadır. Peki bu nasıl gerçekleşir? İnanç sönümlenir, felsefe ölür, sanatlar yozlaşır. Kültür formları artık hiçbir tarzla aşılanmış değildir. Hepsi gevşek ve laçkadır. Keyfi değerlendirmeler ve hazlarla yönetilirler. Felsefe gerileyip kapatılmış bir aktiviteye dönüşür. …. Sanat ileri tekniklerin yorucu ve anlamsız bir gösterisine yahut zehirli ve kendi kendisini yok eden ifade tarzlarına dönüşmüştür. Kültürün artık tarih ve varoluşla hiçbir ilgisi kalmamıştır. İnsanlığın deneyimlediği ve gerçek anlamda acı veren tek sorun hayatın kendisidir. Ya da daha kesin bir ifadeyle geçinmek ve sağ kalmaktır.” (sf. 217, 218, 219) der.

Medeniyet, döngüsel olarak var olan bir kültürün son aşamasıdır, onun sessizce çıktığı ve öldüğü aşamadır. Peki bu nasıl gerçekleşir? İnanç sönümlenir, felsefe ölür, sanatlar yozlaşır. Kültür formları artık hiçbir tarzla aşılanmış değildir. Hepsi gevşek ve laçkadır. Keyfi değerlendirmeler ve hazlarla yönetilirler. Felsefe gerileyip kapatılmış bir aktiviteye dönüşür. …. Sanat ileri tekniklerin yorucu ve anlamsız bir gösterisine yahut zehirli ve kendi kendisini yok eden ifade tarzlarına dönüşmüştür. Kültürün artık tarih ve varoluşla hiçbir ilgisi kalmamıştır. İnsanlığın deneyimlediği ve gerçek anlamda acı veren tek sorun hayatın kendisidir. Ya da daha kesin bir ifadeyle geçinmek ve sağ kalmaktır.” (sf. 217, 218, 219) der.

Bauman, Spengler’in bu yaklaşımlarını gerçekçi bulmaz ve Avrupa’nın çöküp yok olmayacağını ifade eder. Şu an yaşananları bir fetret dönemi olarak kabul eder. Bunun geçeceğini, insanların yine iyi bir yaşam kurma konusunda başarılı olacaklarını savunur. Çöküş ve yok oluşa dair felaket senaryolarını sağcı politikacıların propagandaları olarak görür. Benzer biçimde bizim toplumumuzda da muhalif söylemin daima ülkenin parçalanmaya, gerilemeye, yok olmaya sürüklendiği ekseninde bir dil ürettiği görülmektedir.

Modern toplumlardaki bu krize yönelik Leonidas Donskis kadim ve ontik bir noktaya dikkat çeker. L. Donskis: 

“İnsani bağlardan geriye kalan tek şey her şeyi kuşatan felç edici ölüm korkusudur. Ve ötesinde sadece boşluk ve yok olmanın dehşeti vardır.

“İnsani bağlardan geriye kalan tek şey her şeyi kuşatan felç edici ölüm korkusudur. Ve ötesinde sadece boşluk ve yok olmanın dehşeti vardır.

Houellebecq’e göre Marksizm nasıl onu seküler devlet dinine dönüştürmüş ülke tarafından öldürüldüyse ve İslam nasıl doğduğu yerde, modernliğin sirayet ettiği Orta Doğu’da ölecekse; cinsellik devrimi, kadınların özgürleşmesi ve tüketim kültleri de gençlik, birey, özgürlük, başarı ve duyumsal hazlar da ulusalcılık ve kollektif ideallerle düşlerin peşinden koşan arayışlar da eskiden güçlü ve canlı oldukları yerlerde yani Avrupa’nın küçük uluslarında kurban edilecektir. Bu ülkeleri artık, insanların uğruna kendilerini feda ettikleri ve daha sıklıkla başkalarını öldürdükleri teolojik ve felsefi öğretiler yahut dogmalar birleştirmemektedir. Onları birleştiren yaşlanma korkuları ve yaşlı bedenlere duydukları hor görüdür. Houllebecq’in sadece bir satırda sarkastik biçimde ifade ettiği gibi ‘Yaşam ellisinde başlar, doğru. Kırkında sona erdiği ölçüde.”

Kültürümüz ihtiyarlık hariç her şeyle yaşamaya hazırdır. Er ya da geç bu kültür; pedofili, yamyamlık ve ensest gibi son tabuları da yıkmaya çalışacaktır. Bizi en derin yerimizden sarsan şeyler bunlar değildir. Kalplerimizde esas dehşet yaratan ölüm ve sona ermektir.”(sf.247) der.

Özellikle Jeffery Epstein hadisesi Houllebecq’in bu öngörülerini doğrular niteliktedir. Ölümsüzlük uğruna tüm tabuları çiğnemek Batı’da tarihi geçmişi olan bir tecrübedir aslında. Bunun devamı da modern zamanlarda Epstein hadisesi ile tekrar görünür olmuştur. Yine beklendiği gibi kalabalıklar bu meselede de “duyarsızlık” tavrını takınmış ve kendi kötülüğünü de tescillemiştir. Bu hadisede adi geçen politik liderler, sanatçılar, bilim insanları kalabalıklar nezdinde pek de itibar kaybetmemiştir. Bu mesele de kullan at davranışında olduğu gibi bir süre konuşulmuş,........

© Fikir Coğrafyası