menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hamaney sonrası savaşın seyri ve bölgenin geleceği

46 0
02.03.2026

ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin İran’a yönelik hava saldırıları ile başlattıkları savaş ve İran’ın bu saldırılara ABD’nin bölgedeki birçok askeri üssünü hedef alarak yanıt vermesi, bölgesel savaş tehdidini ilk kez bu düzeyde ciddi bir olasılık haline getiriyor. ABD ve İsrail’in saldırılarında İran’daki molla rejiminin Humeyni’den sonraki en önemli ismi olan dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi bundan sonra olabilecekler arasında iki senaryoyu öne çıkarıyor: Trump yönetimi ya müzakereler devam ederken düzenlediği bu saldırıları dini liderini kaybeden İran’ı yeni koşullarda masaya getirmenin bir aracı olarak kullanacak ya da Trump’ın ilk açıklamasında olduğu gibi rejim değişikliği hedefi doğrultusunda bu saldırılar devam ederse bu kez İran, bölgedeki vekil güçleriyle birlikte savaşı bütün bölgeye yayacak.

İran, ABD emperyalizminin ‘büyük/genişletilmiş Ortadoğu projesi’nden bu yana bölgeyi yeniden dizayn etme politikasının en önemli hedefi konumunda bulunuyor. Çünkü İran, 1951-53 yılları arasında başbakanlık yapan ve İran petrollerini millileştirmek istediği için CIA darbesiyle devrilen Musaddık dönemini saymazsak 1979’daki ‘İslam Devrimi’ne kadar ABD ve İsrail’in bölgedeki en önemli müttefiki idi. İran nasıl daha önce en önemli müttefikleri olduysa 1979’dan sonra da ABD ve İsrail’in bölgedeki en önemli rakipleri haline geldi. Özellikle ‘devrim ihracı’ adını verdiği politika ile bölgede ABD-İsrail karşıtı güçleri kendi ekseninde (Direniş Ekseni) birleştirdi.

Tıpkı Venezuela gibi İran’ın da ekonomik gelirlerinin büyük bölümü petrol ve doğal gaz ihracatına dayanıyor ve 2021’de 400 milyar dolarlık yatırım anlaşması yaptığı Çin, en büyük müşterisi konumunda bulunuyor. İran ayrıca sadece kendisinin değil diğer bölge ülkelerinin petrol ve doğal gaz ihracatı bakımından stratejik bir önem taşıyan (Dünya genelinde deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’i ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yüzde 20’si buradan yapılıyor) Hürmüz Boğazı’nı da önemli oranda kontrol ediyor.

Bugün ABD emperyalizminin İran’a ya karşısında diz çökme ya da rejimi çökertme dayatması yapmasının gerçek nedeni propaganda edildiği gibi İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve nükleer silah elde etme tehdidi değildir. Bugün İran’ın tehdit olarak görülmesinin nedeni, bu faaliyetleri Rusya ve Çin ile iş birliği halindeki bir bölgesel güç olarak sürdürüyor olmasıdır. Yoksa şah döneminde Batılı emperyalistlerin kendileri İran ile nükleer iş birliği anlaşmaları yapmışlardı. Hem Ortadoğu ve hem de Kafkasya-Hazar bölgesindeki enerji kaynakları ve ticaret geçiş yolları (Çin’in Yol-Kuşak projesinin orta kuşağı) bakımından stratejik bir konumda bulunan İran, Çin ve Rusya’nın merkezinde yer aldıkları Şanghay İşbirliği Örgütüne 2021’de ve BRICS’e de 2024’te resmen üye olmuştu. Dolayısıyla bugün İran’a yönelik saldırıları ve bundan sonra olabilecekleri emperyalist güçler arasında giderek keskinleşen egemenlik/paylaşım mücadelesinden bağımsız düşünmek yanıltıcı olacaktır.

ABD ve İsrail’in başlattığı savaş ve sonrasındaki olası gelişmeleri anlayabilmek için bu süreçte yer alan aktörlerin pozisyonlarına da dönüp bakmak gerekiyor.

ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik saldırılarla ilgili açıklamasına bakıldığında bu........

© Evrensel