2026 Newroz’una giderken Kürt dinamiği: Kürt baharından bir büyük halk selamı!
Hayatın karmaşık, anlaşılması zor, şaşırtıcı, değişen, dönüşen farklı halleri karşısında korkup ürken ya da sevinen insan, bu bağlam içerisinde yaşamını düzenlerken çeşitli simgelere ihtiyaç duydu. Bazılarına kutsallık da dahil çeşitli anlamlar atfedilen böylesi simgeler, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin veya farklı toplumların ortak veya benzer paylaşımlarının, törenlerin, ritüellerin… konusu, unsuru olageldi. Güneş, ay, su, ateş, vb…
Tabiat ve mevsimlerin döngüsündeki bazı eşikler de uzun süre bunları benzer şekilde deneyimlemiş insan toplulukları tarafından yine benzer kültürel kodlarla simgeleştirildi. 21 Mart örneğin… Kuzey yarımkürenin önemli bir bölümü için baharın başlangıcı, gündüz ve gecenin, karanlık ve aydınlığın eşitlendiği bir eşik olarak kabul görüyor. Sonrasında, kıştan çıkan doğa canlanacak, en bereketli faza evrilecektir. Mezopotamya’dan Kafkasya’ya, Balkanlardan Orta Asya’ya kadar uzayan coğrafyada, birçok halkın, 21 Mart’ı Nevruz, Novruz, Nevrûz, Sultan Nevruz, Çılpazi, vs. isimler altında “Bahar bayramı” olarak kutlamasının temeli de buradan şekilleniyor olsa gerek.
Folklorik Newroz’dan politik Newroz’a…
Bölgenin kadim halklarından olan Kürtlerde ise Newroz’a, doğanın dirilişiyle sınırlı olmayan bir anlam atfedilmiştir. Mitolojik boyutuyla Newroz’un dayandırıldığı efsanede olduğu gibi… Nasıl Demirci Kawa zalim Dehaq’a karşı Ninova kalesinin burçlarında yaktığı meşaleyle halkını özgürlük mücadelesine, Newroz’a, yani ‘yeni gün’e çağırmışsa; Kürtlerin diriliş ya da var oluş mücadelesi de doğanın dirilişinin yani ‘Bahar bayramı’ vasfının önüne geçiyor Newroz’larda. Kendi ulusal varlığını yansıtmaktan başlayıp onun politik örgütsel düzey ve pozisyonundan sosyo/politik ihtiyaçlarına kadar uzayan bir dizi başlıkla somutlanan ispat ve teyit mücadelesinin yansıtıldığı bir arena, bir kürsü oldu Newroz… Bu mücadele büyüdükçe Newroz’un politik boyutu da giderek büyüdü. Türkiye’de 90’lardan beri yükselen ulusal mücadeleyle paralel olarak giderek hegemonikleşen politik boyut, folklorik bir bayramı, (onun folklorik unsurlarını da kapsayarak elbette) politik bir gösteriye dönüştürdü. Bayrama gidenler ise esasında politik bir eyleme ya da gösteriye gidiyorlardı artık. Yıllardır tanık olduğumuz Newroz’lar, hep bir mücadelenin, özgürlük arayışının, ulusal kimlik beyanının dışa vurulduğu, dolayısıyla politikleşmiş eylem/etkinlik niteliğiyle öne çıktı, yaşandı.
Kürtlerin Newroz’unu diğer halkların isimleri muhtelif bahar bayramlarından ayıran bu mücadele kürsüsü olma özelliğinin temel dinamiği, elbette onlara yaşatılan somut ve güncel gerçeklikten başka bir şey değildir. Kürtlere biçilmiş “yoktur, hükümsüzdür” kimliksizliğinin temellendirdiği mücadele yükseldikçe, Newrozlar da doğal olarak Kürtlerin “varım, varız” dedikleri günler haline geldi. Ulusal varlığını ispatlayıp teyit ettirmek, Newroz’un temel karakteristiği oldu. Bu bakımdan her Newroz’da gündeme getirilen “Newroz/Nevruz kime aittir?” sorusu, farklı esprilerle de olsa 21 Mart’ın çeşitli ulus ve halklarca kutlanıyor olması gerçeğince anlamsız kılınsa da “Kim kimin ulusal varlığını, dilini, renklerini, değerlerini inkâr etti?” sorusu, anlam ve önemini hep koruyacaktır. Ta ki bu soru, onu soranları tatmin edici gelişmelerle, değişim ve dönüşüm içeren çözümlerle anlamsız kılınana kadar… Newroz da belki o zaman politik kostümlerine bu ölçüde ihtiyaç duymayarak salt bir bayram hüviyetiyle Kürtlerin ve dostlarının tililileriyle, halaylarıyla yeniden biçimlenebilecektir.
Efsanenin yaşayan özü
Evet, efsaneden bugüne uzayan toplumsal gerçeklik, Newroz’u, bir ‘eski zaman hikâyesi’nin çeperlerinden aşırtıp günümüzün tam ortasına bırakan, onu yaşatan kaynakların varlığına işaret ediyor. Yani günümüzden 2600 yıl öncesine dayandırılıp söylenceler üzerinden günümüze kadar aktarılmış olsa da bahsettiğimiz gibi, bugün de yaşayan/yaşanan bir öz vardır Kawa efsanesinde. Newroz’un yaşayan yönüdür bu. Kürt direnişinin Newroz’u sırtlanarak bugüne taşıdığı şey, Demirci Kawa’nın Ninova halkını yaktığı ateşle çağırdığı özgürlük mücadelesinden başka bir şey değildir. Newroz, bu mücadeleyi konu edinmiş siyasetin de meydanlara inmiş hali oluyor dolayısıyla.
Her şey gibi bu siyaset de kendini kuşatan bir nesnel/öznel zemin ve etkenlerce koşullanır. Donmuş bir şey değil, dinamiktir. İhtiyaçları ve araçları, değişen koşullara bağlı olarak değişen imkân ve olanaklarla yeniden ve yeniden belirleniyor. İşte 2026 Newroz’una ülke, bölge ve dünya ölçeğinde değişen ya da değişme alametleri giderek görünür olan siyasal koşullarda giriliyor.
Yeni dünya ve bölge düzeninde Kürtler
Sosyalist sistemin tasfiyesi sonrası çok daha uygun siyasal zemin ve iklim bulan emperyalist/kapitalist hegemonyanın, önceki dönemin kurumsallaşmış hukuki normları da dahil çoğu ölçü ve ölçütü hiçe saydığı bir dönemin eşiğinden geçiyoruz. İnsanlığın demokratik, ilerici, sosyal ve uygar bütün birikimini adeta küresel bir karşı devrimin hedefi haline getiren bu gözü dönmüş saldırganlığın yeniden dizayn etmek istediği Ortadoğu’da yaşayan herkes gibi, Kürtlerin de bu gelişmelerin etkisinden uzak kalması mümkün değil kuşkusuz.
Suriye sahasında Rojava’da yaşananları gördük. Gemi azıya almış emperyalist/siyonist ahlaksızlığın, çifte standartın, pragmatizmin radikal dinci bir Selefi grup lehine ve halkların barışını önceleyen Rojava’daki özerk yönetim aleyhine neler yaşattığını gördük. Türkiye’nin de en ileriden müdahil olduğu kuşatılmış Rojava/Kobanê süreci sonrası, Suriye Kürtleri fiili olarak edindikleri statüden tamamen koparılmamış olsalar da hâlâ belirsiz bir geleceğin eşiğinde duruyorlar. Dünyadaki bütün Kürtlerin ayağa kalkışı, güçlü ulusal itirazı olmasaydı Rojava’nın yaklaşık 15 yıllık kazanımları tümden yitirilebilirdi. Sonuçta, tehlikeli bir darboğazdan geçildi, görece bazı kazanımlar korunabildi ama yine de her an gelgitlere açık suni bir dengenin üzerine kurulu siyasal düzlemde pozisyonlarını korumaya çalışıyorlar.
Saddam sonrası değişen Irak koşullarında kolektif haklarını kazanıp özerk bölge statüsü elde eden Güney (Başur) Kürtleri de Gazze, Lübnan ve Suriye sonrası İran kapısına dayanan ‘yeniden dizayn’ saldırganlığı karşısında çok güvende sayılamaz. ABD, çoğu Irak Kürdistan’ında üslenmiş Rojhilatlı Kürt gruplara İran’a yönelik saldırıda ‘kara gücü’ olma çağrıları yaptı ve bu çağrılar büyük ölçüde karşılıksız kaldı. Buna rağmen İran’daki molla gericiliğinin bu gruplara ve Erbil’deki Kürt yönetimine gözdağı vermesi, tehdit ve saldırıları devam ediyor. Güney Kürtleri de ikili bir tehdit düzeneğinin içinde kaygıyla ve ihtiyatlı bir yaklaşımla gelişmeleri izliyor.
Süreç ve süreç siyaseti
Kuzey (Bakur) Kürtleri ise 2024 Ekim’inden bu yana adı muhtelif bir ‘süreç’in içinde. Çözüm ve barış süreci mi ‘Terörsüz Türkiye’ süreci mi, taraflara göre ismi de içeriği de değişen söz konusu sürecin en somut yansımaları Kürt hareketinin attığı adımlar oldu. Siyasi mücadelenin öncelikli olması, silahlı örgütün feshedilerek silahlı mücadelenin sona erdirilmesi kararları, devletin bu adımlara yanıt verip vermemesinden bağımsız olarak, ülke koşullarının da büyük ölçüde zorunlu kıldığı adımlardı aslında. Bunlar, çoğunlukla söylendiği gibi geri adımlar olmaktan ziyade, gerileyen ve gerileten mücadele biçimlerinde ısrar etmemek bakımından imkân yaratabilecek adımlar olarak da değerlendirilebilir. Bunu göreceğiz. Klasik bir ulusal hareket olmaktan ziyade eklektik ve çelişkili de olsa (Öcalan tarafından) ağırlık verilen ‘sosyalizm’ söyleminin hareketin mevcut gerçekliğiyle nasıl kesişeceği, sonuçlarının ne olacağı, gelişip büyüyen Kürt kentlerinde giderek derinleşen sosyal/sınıfsal bölünmeler karşısında nasıl konumlanılacağı da önümüzdeki dönemin yanıt gerektireceği konular olacak. Yine, hareketin yakın geçmişinde baskın olup bugüne kadar Newroz’ların ağırlıklı rengini, ruhunu belirleyen unsurların (dağ, silahlı mücadele, gerilla savaşı, vb…), köklü değişimler öngörülen şu son süreçte ve gelecekte nasıl ve ne ölçüde yer tutacağı ya da yerine nelerin ikâme edileceği de ayrı bir sorun alanı… Yaklaşık iki yıldır süren ‘süreç’e endeksli siyaset bakımından en riskli ve handikaplı boyut ise “sürecin selameti için” gereken düzey ve ölçüde talepkâr olmaktan imtina edilebiliyor olmasıdır. Yer yer somut örnekleriyle gözlemleyebildiğimiz bu durumun, esas olarak sürecin her bakımdan asimetrik/eşitsiz mimarisinden kaynaklandığını söylemek gerekiyor. Yine, müzakerenin de mücadele gibi hep korunması gereken bir mesafeyle birlikte kurgulanması ihtiyacının zaman zaman gözardı ediliyor oluşunu da bu asimetrik durumun sonucu olarak not edip geçelim…
Kürt dinamiği ve geleceğe dair irade beyanı
Evet, sorun alanları, belirsizlikleri ve elbette imkân ve olanaklarıyla önceki dönemlerden farklılıklar arz eden koşullar içinde giriyoruz 2026 Newroz’una… Gerici nesnelliğin bütün ağırlığına karşın, bulunulan bütün ülkelerde ve elbette Türkiye’de Kürt demokratik hareketi ve ulusal dinamiğinin önemli bir mücadele birikimi ve deneyimi var. Kürdistan coğrafyasının bölündüğü ve Kürtlerin yaşadığı dört devlet sınırları içinde cereyan eden siyasal denklemlerde önemli yer tutmaktadır Kürt dinamiği… Devletsiz olsa da daha çok görünür olan bu dinamik, emperyalistlerin ve sömürgeci/emperyal hevesli bölge devletlerinin desteklediği her türlü gerici, dinci (Örneğin IŞİD, HTŞ, SMO, Haşdi Şabi, Hüda Par, vb…) hareketlerin aksine, laiklik ve seküler yaşamın doğal taşıyıcı kolonlarından biri durumunda. Bu hasletleri, olanak ve imkânlarıyla Kürt demokratik dinamiğine, dar milliyetçi parantezlere hapsolmasını, farklı hegemonik güçlerin peşinden gelecek aramasını salık veren her kimse (içeriden ya da dışarıdan fark etmez), bu dinamiğin kendine yabancılaşıp güdükleşmesini, körelmesini ve giderek karşıtına dönüşmesini önermektedir.
Oysa Kürt dinamiğinin karşıtına dönüşmesi değil, diğer ilerici, devrimci demokratik dinamiklerle daha çok buluşmaya, eklemlenmeye ihtiyacı vardır. Örgütlü halk gücüyle önemli bir siyasal ağırlığı olan Kürtlerin, Ortadoğu’ya dayatılan ABD/İsrail patentli yeni düzenek karşısında nasıl bir pozisyon alacağının yansımaları da olacak 2026 Newroz’unda. Kürtlerin bu bakımdan da irade beyanı olacaktır bu Newroz.
Newroz meydanlarına akan yüz binler, bir ulusal bayramı kutlamayacak sadece, bir direnişin, mücadelenin de katılımcısı olacak. Ama bu da değil sadece; küresel karşı devrimin dalga boyunda yeniden şekillendirilen Ortadoğu’nun inkâr edilmiş bir halkının varlığını, gücünü ve de geleceğe dair politik pozisyonunu gösterecektir. Bu bakımdan, Kürt dostlarının, demokratların, ilericilerin, sol-sosyalist güçlerin, laik/seküler hassasiyetiyle düzen ve rejim karşısında pozisyon alanların, 2026 Newroz’unda Kürtlerin yanında daha güçlü yer tutmalarının özel bir önemi ve değeri vardır. Kardeşliğe, barışa ve ille de özgürlüğe çağrıdır çünkü, Newroz ateşi. Çünkü, Kürt baharından demokratik bir ülke/bölge mücadelesine yollanmış bir büyük halk selamıdır Newroz!
Bin selam halkların özgürlük mücadelesine…
