menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Limon ihracatçısı ülkeyi, limon ithalatçısı yaptılar

13 0
16.03.2026

Yine ithalat, hep ithalat…

12 Mart günü Resmî Gazete’de yayımlanan ithalat rejimi kararıyla limona uygulanan gümrük vergisi oranı yüzde 54’ten yüzde 10’a düşürüldü ve limon ithalatının önü açıldı.

10 milyon tonluk dünya limon üretiminin ortalama 1.5 milyon tonu ülkemizde üretiliyor. Yıllık ortalama 600 bin tondan fazla limon ihracatıyla dünya limon ihracatının yüzde 25’ini yapan bir ülkeyiz. Tarım Bakanlığı verilerine göre ülkenin limon üretiminde kendine yeterlilik oranı yüzde 137.5 ve limon üretim fazlamız var. O nedenle de limon ihraç eden bir ülkeyiz.

Limon sezonu ve hasat sezonu başında kendine yeterlilik raporu hazırlayan Tarım Bakanlığı, bu yıl limon olmadığı için değil, limon fiyatları arttığı için ithalat yapıyor.

2024 yılında limon dalında fiyat 40-50 kuruşa kadar düştü ve pek çok üretici köylü limon ağaçlarını kesti. Mersin’in Akdeniz ilçesinde önceki yıl limon bahçesi olan kimi yerler şimdilerde üzüm bağına dönüştü.

2025 yılında nisan ayında limon ihracatı durduruldu. Eylülde ihracat izne bağlandı. Şimdi de ithalat kararı verildi ve hasadın başlayacağı ağustos ayına kadar limon ithalatı yapılacak.

Limonda ithalatın adı bile yetti ve üretici köylünün elinde az da olsa kalan limonun fiyatı düştü. Aracısı, tüccarı, marketi her koşulda parasını kazanıyor. İthalat kararıyla limon ithal edilen Brezilya, Romanya ve Mısır’ın çiftçileri ve ihracat şirketleri de kazanıyor. Limonu bu ülkelerden ithal edecek şirketler ve halka satan marketler de kazanıyor. Kaybeden ise ülkenin limon üreticileri ve limonu her koşulda pahalıya tüketen emekçi halk oluyor.

Erdoğan iktidarında ithalat devlet politikası haline geldi. Fiyatı artan ürüne “İthalat yapıyoruz” diyerek girilen yolda ne fiyat düşüyor ne de ithalat bitiyor.

Anadolu’da insanlar birbirine adaletli olmayı anlatırken “Keser gibi kendine yontma, testere gibi hem sana hem bana” demeyi öğren derler. AKP iktidarı keser gibi hep kendine, tarım ve gıda tekellerine yontuyor.

Tersini beklemek de yanlış olur. Çünkü temsil ettiği sınıf işçi ve küçük üretici köylüler değil; zenginler, ihracatçılar ve büyük toprak sahipleri. Sen yerli ve milli masalıyla uyurken bazen ithalat, bazen ihracat, bazen de teşvik, hibe, ucuz kredi… Hepsi bir avuç zenginin menfaati için.

İthalat limonu ucuzlatmıyor. İhracat yasağı da gübreyi ucuzlatmıyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması gübre fiyatlarını da artırdı. Son beş yılda 50 milyar dolarlık gübre ihracatı yapan Körfez ülkelerinin gübre ihracatı durdu. 1 ton gübre 460 dolardan 580 dolara kadar çıktı. Tarım kredi kooperatifleri (TKK) önceki hafta gübre fiyatlarına üç defa zam yaptı.

Ticaret Bakanlığı 11 Mart’ta ilan ettiği kararla üre gübresi ihracatına ve transit ticaretine, gübre fiyatının artacağı ve tedarik sıkıntısı yaşanacağı gerekçesiyle kısıtlama getirdi. Savaş başladıktan 11 gün sonra, Hürmüz Boğazı geçişlere kapatıldıktan 9 gün sonra gübre ihracatını durdurma kararı alındı.

Savaş uzadıkça uzuyor. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak ABD emperyalizmi ve iş birlikçisi bölge iktidarlarını sıkıştırıp geri bastıracağını düşünüyor ve o nedenle de boğazı açmayacak.

Tarım Bakanlığı 2023 yılı verilerine göre ülkemizde yılda yaklaşık 4.5 milyon ton gübre üretilirken 5.2 milyon ton gübre ithalatı yapılıyor. Oluşan 9.7 milyon tonluk gübrenin 7 milyon tonu ülke içi tarımsal üretimde kullanılırken, 716 bin tonu da ihraç ediliyor.

Bu durum gübre şirketlerinin 2 milyon ton stokla çalıştığını gösteriyor. Krizi de fırsata çevirdikleri anlaşılıyor.

Gübre fabrikalarının özelleştirilmesi 2004 yılında tamamlanarak ülke gübre üretimi tamamen şirketlere devredildi. Bugün 7 büyük gübre şirketinin 16 fabrikasıyla birlikte toplam 2 bin 300 şirket gübreden para kazanırken kaybeden ülke köylüsü oluyor.

Verim baskısı ve gelir artırma arasında sıkışan köylüler kullanacağı mazottan kısamadığı gibi gübreden de kısamıyor. TL’nin değer kaybı nedeniyle doların her yükselmesi, Hürmüz Boğazı’nın kapanması, denizin dalgası, savaşın rüzgarı derken hepsi “piyasa” dedikleri değirmende emek sömürüsünü artırarak öğütmeye bahane oluyor.

Piyasada durum ne olursa olsun kazanan tarım tekelleri oluyor. Ham madde hariç işçi, elektrik ve diğer giderleri TL ile ödeyen, gübreyi dolar bazında fiyatlandıran gübre şirketleri her koşulda kazanıyor.

Ticaret Bakanlığı gübre ihracatını durdurdu diye gübre şirketleri fiyat düşürmüyor. Sözde çiftçi kuruluşu olan TKK’nin Gübretaş’ı bile hâlâ fiyat güncelliyor.

Çünkü TKK; sadece Gübretaş’ın değil, maden, süt, et, yağ, yem, tohum, plastik şirketlerinin yanı sıra TARKİM (zirai ilaç), Bereket Emeklilik ve Sigorta, Tarım Kredi Marketleri gibi dev şirket ve iştirakleri bünyesinde barındıran devasa bir holdinge dönüşerek Tarım Kredi Holding adını aldı.

Artan gübre fiyatları nedeniyle sahte gübre olayları da artıyor. TBMM’de de gündem olan ve en son Şereflikoçhisar’da yakalanan 30 ton sahte gübre de gösterdi ki kamyon kamyon piyasaya sürülen sahte gübre üretim ve satışı bir türlü engellenemiyor.

Köylü ise sahte gübreyi bilmeden aldığı için hem alırken hem de kullanırken bir fayda görmediği için zarar ediyor.

Savaş, sahtecilik derken bir de şirketlerin kâr hırsı eklenince ülke köylüsünün üretim maliyetleri artıyor; pahalı üretip ucuza satıyor.

Takvim yaprakları 15 Mart’ı Dünya Tüketici Hakları Günü olarak işaretlemiş. Açlık sınırı 32 bini, yoksulluk sınırı 105 bini geçti.

Artan gıda fiyatları karşısında ücretleri düşük kalan işçi, emekçi ve emekliler meyveyi taneyle, sebzeyi gramla alıyor. Milyonlarca yoksul ya izleyerek ya da koklayarak doyacak duruma geldi.

Bir avuç zengin 5 yıldızlı otellerde, lüks lokantalarda et, balık ve türlü sebzeleri tüketirken yoksul halk kitleleri ömür tüketiyor.

Oysa ki insanca yaşamak için ucuz, temiz ve sağlıklı gıdaya ulaşım hepimizin hakkıdır.


© Evrensel