menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Listeler

14 0
16.04.2026

Bazı listeler hayat kurtarır. Bazıları ise insanı siler.

Schindler’s List’teki liste, ölüm ile yaşam arasındaki sınırdır. Nazi Almanya’sında bir iş insanı olan Oskar Schindler, başlangıçta savaşın yarattığı fırsatlardan yararlanarak zenginleşmek ister. Ancak zamanla tanık olduğu zulüm, onu değiştirir. Fabrikasında çalıştırdığı yüzlerce Yahudi’yi toplama kamplarından kurtarır. Onların isimleri bir listeye yazılır. O liste, bir kağıt parçası olmaktan çıkar; hayatın kendisi olur.

Benim sözünü ettiğim “liste” ise böyle bir liste değil.

Benim adımın iliştirildiği listeler, hayat kurtarmıyor. Tam tersine, insanı silmeye, görünmez kılmaya, iradesini yok saymaya yarayan bir bürokratik zihniyetin ürünü. Arada biçimsel bir benzerlik olabilir: Bir isim ve bir liste. Ama ima edilen anlam, ne yazık ki, çok daha karanlık.

Çünkü listelemek, çoğu zaman insanı tekilleştirmek değil; aksine onu indirgemektir. Bir ismin arkasına dizmek, bireysel iradeyi yok saymak, farklı mücadeleleri tek bir etikete sıkıştırmaktır.

Benim hikayem de böyle listelerle kesişiyor.

İlk liste fakülte yıllarına uzanıyor. Mezuniyetimiz, cuntanın ilk dönemlerine denk gelmişti. Seçimle en yüksek oyu alan arkadaşlarımızla birlikte yürüttüğümüz bir süreç, fakülte yönetiminin müdahalesiyle yok sayıldı. Yerimize, askeri öğrencilerin çoğunlukta olduğu bir heyet getirildi. Bu “başarı”, yönetim kurulunda “Komünistleri ekarte ettik” sözleriyle karşılandı. Ve o gün, bize bir isim verildi: “Şebnem’in listesi”.

Oysa ortada tek bir kişi yoktu. Birlikteydik. Adaylıkta da seçimde de sonrasında da.

Yıllar geçti. Asistanlık, uzmanlık, akademisyenlik… ’90’ların sonunda İstanbul Tabip Odası. Farklı dönemler, farklı siyasal etiketler. Ama değişmeyen bir şey vardı: Adıma iliştirilen listeler.

Bir dönem “komünist”, bir dönem “liberal”, bir dönem “yetmez ama evet’çi”… Sonra “terörist”.

Zamanla liste genişledi, etiketler sertleşti. İçinde yer almasam da adıma bağlanan listeler üretildi. Duyduğuma göre hâlâ anılıyor.

Yaklaşık elli yıllık bir çizgiden söz ediyorum. Bürokratik akıl için bu şaşırtıcı değil. Devlette devamlılık esastır; listeler de bu devamlılığın araçlarından biridir. İsimler değişir, yaftalar değişir ama yöntem değişmez.

Liste, burada bir sınıflandırma değil; bir silme biçimidir.

İnsanı emeğinden, bilgisinden, etik duruşundan koparır. Onu bir etikete indirger. “Komünist”, “terörist”, “öteki”…

Bugün de benzer bir dilin dolaşımda olduğunu görüyoruz. Meslektaşlarını ürkütmek için kullanılan ifadeler, araştırılması gereken iddiaları dile getirenleri hedef haline getiren yaklaşımlar… İşkenceyi meşrulaştıran, şiddeti ima eden, hatta bunu açıkça dillendiren bir söylem.

Oysa biz yalnızca sağlık politikalarına karşı çıkmadık. Hekim emeğinin değersizleştirilmesine, işçi sağlığının piyasa koşullarına terk edilmesine, insan sağlığının ticarileştirilmesine karşı da mücadele ettik. Bu mücadele, yalnızca bir meslek mücadelesi değil; etik bir duruştu. Bugün de meslektaşlarım bu mücadeleyi sürdürüyor. Ben de gücüm yettiğince yanlarındayım.

Adıma iliştirilen listeler ise, yalnızca beni değil; bu yolda birlikte yürüdüğüm, yollarımızın kesiştiği tüm insanları da yok sayıyor. Bu yüzden mesele kişisel değil. Bir hafızayı, bir emeği, bir ortaklığı silme çabası.

Dün akşam bir konser çıkışında, Marmaray’a yürürken bir meslektaşımla karşılaştım. Yanında çocuğu vardı; o da meslektaş adayımız. Tanışmıyoruz. Üstelik ben hâlâ toplu taşımada maske takıyorum; yüzümün yarısı kapalı.

Yine de beni tanıdı. Sohbet ettik. Bir “teröristle” konuşuyor olmanın tedirginliğini taşımıyordu. Belki de mesele tam olarak burada düğümleniyor. Listelemek kolay. İnsanı görmek zor. Tabip Odaları seçimlerinde tüm meslektaşlarıma başarılar diliyorum. İnsanı görmekte ısrar edelim!


© Evrensel