menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gezegenin ateşi çıkarken biz ne izliyoruz?

35 0
18.05.2026

Dünyamız, iklim değişikliği olgusunda kritik bir eşiğe daha geldi. İklim bilimcilerden ve meteoroloji kurumlarından gelen son veriler, 2026 yılının ikinci yarısında, belki de modern insanlık tarihinin en güçlülerinden biri olacak yeni bir El Niño dalgasının kapıda olduğunu gösteriyor. IPCC’nin raporları ise Türkiye açısından bir felaket tablosu gibi adeta!

Peki, bizi neler bekliyor ve daha da önemlisi, dünyayı yönetenler bu büyük kriz karşısında çözüm üretmek yerine neden hala aynı sahnede aynı tiyatroyu oynamaya devam ediyor?

El Niño nedir ve 2026 bizi neden korkutmalı?

En sade haliyle El Niño, Pasifik Okyanusu'nun ekvator çevresindeki sularının normalden çok daha fazla ısınması ve doğudan batıya esen alize rüzgarlarının zayıflaması veya tersine dönmesiyle oluşan doğal bir iklim olgusudur. Normal şartlarda her 2 ila 7 yılda bir gerçekleşir ve küresel hava durumunu altüst ederek kuraklıklara, devasa sellere veya kasırgalara zemin hazırlar.

Fakat 2026 yılı için yapılan öngörüler oldukça ürkütücü. Mevsimsel tahmin modelleri, bu yılın sonlarına doğru 1997-1998 ve 2015-2016 yıllarındaki rekorları bile aşabilecek bir "Süper El Niño" olasılığını masaya koyuyor. Uzmanlar, bu dalganın dünyayı geçici de olsa 1,5°C ısınma sınırının çok üzerine taşıyacağı, 2026 sonu ile 2027 yılının küresel sıcaklık rekorlarını aşacağı konusunda uyarıyor. El Niño'nun doğal bir olay olduğu doğru; ancak iklim bilimcilerin de üstüne basa basa vurguladığı gibi, asıl panik yaratması gereken şey El Niño'nun kendisi değil, onun artık zaten çok sıcak bir dünyanın üzerine gelmesidir.

Sistemin çöküşü: Küresel ısınma ve kapitalizm

Bugün yaşadığımız krizin yalnızca "çevresel" bir sorun olduğunu düşünmek, resmin bütününü kaçırmak demektir. İklim değişikliği, doğrudan kapitalist üretim ilişkilerinin ve bu sistemin temel dayanağı olan "sürekli ekonomik büyüme" saplantısının bir sonucudur. Kapitalizm, doğayı sadece kâr maksimizasyonu için sömürülecek "ucuz ve bedava bir kaynak" olarak görür. Dünyanın ekolojik sınırlarını hiçe sayan bu sistemde, bir şey kârlı değilse üretilmez; doğanın ve insanın refahı her zaman arka plandadır.

COP31 ve ‘gaz alma’ tiyatrosu

İşte tam da bu noktada, uluslararası iklim zirvelerinin (COP) neden bir çözüm üretmediği, aksine sistemi aklayan bir tiyatroya dönüştüğü gerçeği yüzümüze çarpıyor. Paris Anlaşması gibi metinler, karbon emisyonlarını kısmayı öngörüyor gibi yapsa da, arka planda henüz var olmayan ve işe yarayıp yaramayacağı şüpheli olan devasa teknolojik hayallere (örneğin BECCS - Biyoenerji ve Karbon Yakalama) bel bağlayarak kapitalizmin statükosunu koruma amacı güdüyor.

2026'nın Kasım........

© Evrensel