Çiçek-böcek seviciliğinden ekolojik yıkım gerçeğine
Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansına (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, iktidarından muhalefetine yerel yönetimlerin ve resmi devlet kurumlarının hazırladığı etkinlik programlarına baktığımızda, çevre sorununun sıfır atık atölyeleri, kıyı temizlikleri, fidan dikimleri ve geri dönüşüm defileleri gibi yüzeysel eylemlerle geçiştirildiğini görüyoruz. Ülkenin dört bir yanındaki ormanlar, tarım alanları, meralar, endemik türler ve su kaynakları devasa maden ve enerji projeleriyle geri dönülmez bir ekolojik yıkımı yaşarken, asıl faillerin ve yaşamsal tehditlerin görmezden gelinmesi, çevre mücadelesini kurumsal bir “yeşil boyama” şovuna dönüştürüyor.
Devasa madencilik ve enerji projeleriyle çevrili iller
Yerel yönetimler ve resmi kurumlar tarafından hazırlanan 2026 Çevre Haftası programları, “dünya bize emanet” ve “sıfır atık” temaları etrafında şekillenerek kentsel peyzaj, konserler ve atık toplama etkinliklerine indirgenmiş durumda. Oysa etkinliklerin düzenlendiği iller, devasa madencilik ve enerji projeleri nedeniyle geri dönülmez ekolojik krizler ve halk sağlığı sorunları yaşıyor. Ağır çevresel sorunlarla boğuşan, belli başlı illerin Çevre Günü-Haftası için planladığı etkinliklerin içeriğine bakılınca adeta “günü geçiştirme” yüzeyselliği hemen göze çarpıyor. Bu, aynı zamanda çok önemli çevresel sorunların da perdelenmesine neden oluyor. Halk açısından yaşamsal önemde olan temiz hava, temiz su, temiz doğaya ilişkin sorunların etrafından dolanan her türlü etkinlik bilinçli ya da bilinçsiz devasa çevre sorunlarını gizleme amacına hizmet ediyor.
Gizlenen ekolojik yıkım gerçekleri
Bazı illere göre çevre haftasında yapılan-yapılacak olan etkinlikler ve bu illerin gizlenen-perdelenen çevre sorunları şöyle;
Çevre Gaftası programı: Step/aerobik etkinliği, sıfır atık ve kompost atölyesi, “Atkı Çözgü” tekstil sergisi, tişört dönüştürme atölyesi, yat limanında deniz temizliği ve uçurtma şenliği yapılıyor.
Gizlenen çevre sorunu: Kaz Dağları yöresinin yüzde 79’u (yaklaşık 1 milyon 294 bin hektar) maden ruhsatlarıyla kapatılmış halde. Kentin tek içme suyu olan Atikhisar Barajının dibinde, Serçiler ve Terziler köyleri mevkisinde Koza Altın, Kirazlı’da TÜMAD, Halilağa’da Cengiz Holding ve havzada CVK Madencilik gibi şirketlere 50 kilometrelik bir hat boyunca devasa maden alanları tahsis edilmiş durumda. Siyanür tehlikesi, orman kıyımı ve içme suyu havzalarının zehirlenmesi riski Çevre Haftası gündemine alınmıyor.
Çevre Haftası programı: Çocuk gelişim merkezi öğrencileriyle 100 adet zeytin ağacı dikimi ve çocukların atık malzemelerden ürettiği kıyafetlerle kırmızı halıda yapılan “Geri Dönüşüm Defilesi” düzenleniyor.
Gizlenen çevre sorunu: Taşınmaz Komisyonu eliyle ilde 118 adet maden ruhsatı ihalesiz olarak şirketlere satılmış durumda ve 95 maden projesi ÇED sürecinde ilerliyor. Çine ilçesinde dağları delik deşik eden kuvars ve feldspat madenleri yüzünden işçiler silikozis hastalığından hayatını kaybederken, maden tozları rüzgarla 50 km ötedeki yaşam alanlarını tehdit ediyor. Ovası JES’ler, dağları madenler tarafından kuşatılmış bir kentin gerçeği, geri dönüşüm defilesiyle örtbas ediliyor.
Çevre Haftası programı: “Geleceğe Yatırım: Sıfır Atık Eğitimi”, çocuk tiyatrosu gösterimi, bando ekipleri eşliğinde “büyük çevre yürüyüşü” ve ödüllü sıfır atık yarışması gerçekleştiriliyor.
Gizlenen çevre sorunu: Doğasıyla övünen Ordu’da 70 adet maden projesi ÇED sürecinde bekliyor ve 64 maden ruhsat sahası şirketlere satılmış durumda. Yaylalar, ormanlar ve köyler (Fatsa, Perşembe, Gölköy, Ulubey) siyanürlü altın, bakır ve çinko gibi........
