menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Futbol bazen kendini hatırlar

38 0
02.05.2026

PSG ile Bayern Münih arasındaki 5-4’lük maç, skorundan bağımsız biçimde uzun süre hatırlanacak karşılaşmalardan biriydi. Dokuz gol, sürekli değişen oyun üstünlüğü, sahada bir an bile eksilmeyen cesaret, iki takımın da geri adım atmayan tavrı… Bunların hepsi elbette maçı özel kıldı. Fakat asıl mesele, bu karşılaşmanın bize futbolun ne olabileceğini yeniden göstermesiydi. Son yıllarda giderek daha fazla denetlenen, paketlenen, pazarlanan, riskleri azaltılmaya çalışılan futbolun ortasında birdenbire oyunun kendisi belirdi. Üstelik bunu nostaljik bir sisin içinden değil, bugünün en üst düzey oyuncularıyla, bugünün en hızlı temposuyla, bugünün en gelişmiş taktik bilgisiyle yaptı.

Modern futbol çoğu zaman kendi etrafına çok kalın bir kabuk örüyor. Maçtan önce reklamlar, maç sırasında ekran grafikleri, maçtan sonra istatistik tabloları… Oyunun çevresinde öyle büyük bir gürültü oluşuyor ki, bazen topun ayağa değdiği o ilk ânın sadeliğini unutuyoruz. Futbol, şirketlerin, yayıncıların, yatırımcıların, turnuva düzenleyicilerinin elinde sürekli daha hesaplı, daha ölçülü, daha güvenli bir ürüne dönüştürülmeye çalışılıyor. Her şeyin gelir kalemi olarak görüldüğü, taraftarın bile çoğu zaman müşteri yerine konduğu bu düzende oyunun başına gelebilecek en güzel şey, bazen sahadaki futbolcuların bütün bu çerçeveyi kırması oluyor.

Paris’teki maç tam da bunu yaptı. İki takım da oynamaya, risk almaya, öne çıkmaya, hata yapma ihtimâlini göze almaya razıydı. Böyle maçlarda seyirci, kusursuz bir makine düzeni aramaz. Aksine, oyunun açıkta kalan yerlerine, savunmaların geride bıraktığı boşluklara, kalecilerin çaresiz kaldığı anlara, hücumcuların sezgilerine, orta saha oyuncularının birkaç saniye içinde verdiği kararlara kapılır. Çünkü futbolun en canlı yanı, kontrol edilemeyen yeridir. Her şeyin önceden tasarlandığı bir karşılaşma, iyi oynanmış bile olsa bir süre sonra düzleşir. Oysa bazı maçlar, tam da taşmaları sayesinde güzelleşir.

PSG-Bayern maçında etkileyici olan taraflardan biri buydu. Skor, takımların üzerine bir yük gibi binmedi; onları daha da kışkırttı. Bir gol yenildiğinde oyun daralmadı, aksine genişledi. Takımlar kendi ceza alanlarına çekilip sonucu koruma içgüdüsüne teslim olmadı. Her gol, bir sonraki hamlenin çağrısı gibiydi. Böyle anlarda futbol, strateji tahtasının dışına taşar. Antrenörlerin hazırladığı planlar elbette vardır; presin yeri, savunmanın yüksekliği, orta sahanın konumlanışı, hücum geçişlerindeki koşular belirleyicidir. Fakat büyük maçların hafızada kalmasını sağlayan şey, planın hayatla karşılaştığı andır. O anda oyuncu karakteri devreye girer.

Harry Kane’in performansı bunun........

© Evrensel