menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

FIFA’nın bu savaşta bir sorumluluğu var

12 0
14.03.2026

Yaklaşık bir ay önce Reuters, Instagram hesabında Gazze kentindeki bir halı sahanın fotoğrafını paylaştı. Biri yeşil, diğeri sarı formalı iki takım karşı karşıya geliyor; kenarlarda onlarca kişi maçı izlemek için toplanmış. Sanki geriye yalnızca bu yeşil parçası kalmış gibi. Çevrede bombalarla yıkılmış binalar yükseliyor. En çok beğeni alan yorumda bunun “inanılmaz derecede güçlü” bir fotoğraf olduğu yazıyordu. Ama aynı zamanda teselli veren bir fotoğraf bu: Dünya yanarken insanlar futbol oynamayı sürdürüyor; futbol da onlara, ait oldukları dünyanın yandığını bir anlığına unutma imkanı sağlıyor. Sentetik sahanın umut yeşili, sınırları belirsiz bembeyaz gökyüzünün karşısına dikiliyor. Soluduğumuz havadan ölüm yağarken, kurtuluş bir parça plastikten geliyormuş gibi görünüyor. Peki bu saha nasıl ayakta kaldı? Bombaları bırakmaya hazırlananların merhametiyle mi korundu? Fotoğraf gibi bu sorular da cevap aramaktan çok teselli üretmeye yarıyor.

Fotoğraf 9 Şubat’ta çekildi. Tam on gün sonra Washington’da, Trump yönetiminin fiilen Birleşmiş Milletlerin yerine geçirmek istediği “Barış Kurulu” adlı yapının ilk oturumu düzenlendi. Kırk dokuz ülkenin temsilcileri, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını konuşmak üzere ABD başkentinde bir araya geldi. Her zamanki gibi nedenleri pek açık olmayan bir biçimde, FIFA Başkanı Gianni Infantino da o toplantıdaydı. Muhtemelen bunu, organizatörlerin sıralara bıraktığı kırmızı şapkayı başına geçirdiği o andan hatırlıyorsunuz: Önünde “USA”, yanlarında ise Trump’ın iki başkanlık dönemine gönderme yapan “45-47” yazıyordu. Infantino o şapkayı takan tek kişi değildi. Ama Donald Trump’a böylesine yerleşik bir bağlılık geçmişi olan, üstelik bunu FIFA Barış Ödülü’nü Trump’a vererek doruğa çıkarmış başka biri de yoktu.

Bu yüzden şapkanın kendisi, Infantino’nun söylediklerinden daha fazla konuşuldu. Sadece bu bile FIFA açısından başlı başına bir yenilgi sayılmalıydı. “Barış Kurulu” toplantısında söz alan Infantino, 75 milyon dolarlık projeler vadetti: 50 halı saha, 5 tam boy futbol sahası, bir “FIFA Akademisi” ve hatta bir ulusal stadyum. “Futbol, milyarlarca insanın konuştuğu, umut, sevinç ve birlik taşıyan evrensel bir dildir,” dedi. “Bir çatışmanın ardından yeniden inşa sürecinde yalnızca evleri, yolları, hastaneleri ve okulları değil; duyguları, güveni ve inancı da yeniden kurmalıyız. FIFA bu ortaklık aracılığıyla Gazze’de futbol düzeninin yeniden kurulmasına ve geliştirilmesine katkı sunacak; oynanabilecek güvenli alanlar yaratacak ve gençlerin futbolun taşıdığı mutluluğu ve umudu yaşayabileceği yollar açacaktır.”

Infantino’nun sözleri, çatışmanın nedenlerini ve gerekçelerini, tam da “Barış Kurulu”na bağlı emlak projelerinin katliamların üzerini Gazze Şeridi’nin yerine tasarlanan yeni bir riviera ile örtmeye çalışması gibi, titizlikle görünmez kılıyor. FIFA’nın yeniden yapmak istediği sahaları, stadyumları kim yıktı? Infantino’nun söz verdiği yeni ulusal stadyum hangi ulusun stadyumu olacak? Sonuçta Infantino kime konuşuyordu? “Barış Kurulu” toplantısında, teorik olarak yeniden inşa edilmesi gereken ülkeyi temsil eden Filistinli yetkililer yoktu. Meselenin düğüm noktası da burada. “Barış Kurulu”, Birleşmiş Milletler gibi dünyanın çatışmaları nasıl aşacağını tartıştığı bir meclis değil; bir projenin yönetim kurulu. Ekonomik bakımdan emlak ve finans projesi, siyasal bakımdan ise sömürgeci bir proje. Orada bulunmak, o oturumda konuşmak, bu projenin parçası olduğunu ilan etmek anlamına geliyor.

Şapkanın temsil ettiği sorun tam olarak buydu. Ve bu sorun, Infantino’ya yalnızca dünyanın bir bölümünün öfkesine değil, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin (IOC) başlattığı gerçek bir soruşturmaya da mal oldu. Kirsty Coventry’nin başında bulunduğu örgütün işleyişini düzenleyen “anayasal” metne göre üyeler, siyasi ve ticari çıkarların dışında hareket etmek zorunda. Ayrıca “hükümetlerden, örgütlerden ya da başka taraflardan, eylem ve oy özgürlüklerini zedeleyebilecek hiçbir görev ya da talimat” kabul edemezler. Bu ilke FIFA’nın kendi yapısında da geçerlidir; kurum, ulusal siyasetin müdahalesi nedeniyle federasyonları düzenli olarak askıya alıyor. Bunun son örneği de ocak ayında Gabon olmuştu. Bu ilkenin, olimpik hareketin “büyük ailesi” içindeki en popüler sporun başındaki FIFA başkanı için çok daha katı uygulanması gerekirdi.

Infantino fiilen IOC’yi korkunç bir tercih yapmaya zorladı: Ya dünya kupası başlamadan aylar önce iki kurum arasında açık bir kurumsal kriz çıkarılacak ya da en önemli üyelerinden birinin temel ilkeleri çiğnemesi kamuoyu önünde sineye çekilecekti.

Her şeyden önce Infantino, IOC’nin daimi gözlemci üyesi olduğu ve FIFA’nın da çeşitli mutabakat metinleri imzaladığı Birleşmiş Milletleri aşmayı hedefleyen “Barış Kurulu” projesine katılmayı kabul etti. Bu yalnızca biçimsel bir tercih, yani bir örgüt yerine başka bir örgütü seçme meselesi değil. Hem FIFA hem de IOC, Birleşmiş Milletlerin dünya barışının güvencesi ve barışa ulaşmanın temel araçlarından biri olduğunu resmen tanıyor. Bu role rakip bir yapıya katılmak, fiilen onu temelinden sarsmayı istemek demek.

IOC açısından bu ihlali kabullenmek ayrıca son derece utanç vericiydi. Çünkü birkaç hafta önce, savaşta ölen takım arkadaşlarını bir kask aracılığıyla anmak isteyen Ukraynalı bir sporcuya karşı ne kadar tavizsiz davrandığı görülmüştü. Üstelik bugünlerde, giderek daha sorunlu hale gelen kış paralimpik oyunları açılış töreniyle uğraşıyor. Bugün itibarıyla 14 ülke, Rus ve Belaruslu sporcuların yeniden kendi bayrakları ve marşlarıyla kabul edilmesi nedeniyle açılışı boykot etme kararı aldı; artık tarafsız sporcular olarak değil, ulusal simgeleriyle geri dönüyorlar. Yaklaşık dört yıl önce IOC, Rusya ve Belarus’un dışlanmasını, 1992’de tam da Birleşmiş Milletler kürsülerinde resmiyet kazanan olimpik ateşkesi ihlal etmeleriyle gerekçelendirmişti. Şimdi ise onların geri dönüşünü savunmak zorundayken, FIFA Başkanının, İran’ı bombalayarak bu ateşkesi açıkça çiğneyen bir başkanın şapkasını takmasına izin vermek durumunda kalıyor.

Ama mesele, spor kurumları için her zaman kağıttan bir ilke olarak kalmış olimpik ateşkesin ihlalinden de, Infantino’nun o şapkayı dolaşıma sokan utanmaz gülümsemesinden de daha somut. Infantino’nun yüzünün, beden dilinin bizde uyandırdığı o ani tepkinin, meselenin özünü perdelemesini istemem. Çünkü asıl mesele, Donald Trump karşısındaki bu kulluğun FIFA’nın siyasi ve ekonomik çıkarlarına hizmet etmesidir.

Infantino’nun buna ihtiyacı var. Elbette bu yıl ABD’de düzenlenecek dünya kupası için. Ama aynı zamanda 2034’te Suudi Arabistan’da yapılacak turnuva için de. Bu iki organizasyon daha ev sahipliği kararları alınırken birbirine bağlanmıştı. Bu bağda Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın perde arkasındaki rolü önemliydi; çünkü Kushner, Muhammed bin Selman’a son derece yakın bir isim. Bazı kaynaklara göre 2017 yazında Suudi veliaht prensini ABD adaylığına oy vermeye ikna etti ve böylece Asya konfederasyonunun desteğini bu adaylık etrafında topladı. O an ile FIFA’nın 2034 Dünya Kupası’nı Suudi Arabistan’a verdiği o sisli genel kurul arasında altı yıldan biraz fazla süre geçti. Bu sürede Basra Körfezi monarşileri, özellikle de Suudi Arabistan, uluslararası sporun ağırlık merkezine dönüştü. Infantino da kulüpler dünya kupasının yeni biçimini hayata geçirmeyi başardı. Başlamasına aylar kala yayın haklarını almak isteyen yayıncı bulmakta zorlanan bu proje, son anda DAZN tarafından kurtarıldı; ardından da Suudi egemen varlık fonundan doğrudan yatırım aldı. DAZN’ın sahibi, Ukrayna doğumlu ve sonradan Amerikan vatandaşı olmuş milyarder Len Blavatnik. İsrail devletinin güçlü bir savunucusu olan Blavatnik, aynı zamanda Trump yönetiminin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un dostu ve iş ortağı.

Infantino’nun daha büyük, daha zengin dünya kupaları düzenleyebilmek için bu güç ağına ihtiyacı var. Daha büyük ve daha zengin dünya kupaları, FIFA’nın federasyonlara dağıtacağı daha fazla para demek; bu da kendisi için daha fazla oy anlamına geliyor. En azından Joao Havelange döneminden beri burada şaşırtıcı bir taraf yok. Yeni olan, bu güç ağının, FIFA’nın varlığını sürdürebilmesinin dayandığı uluslararası spor topluluğunun birliğini ve bizzat barışı tehdit eder hale gelmesi. Oysa barış, herhangi bir spor faaliyetinin gerçekleşebilmesi için vazgeçilmez koşuldur.

Eğer olimpik ateşkes size fazla soyut geliyorsa Irak’ı düşünün. İran’daki savaşın etkileri yüzünden, meşru biçimde katılma hakkı kazandığı dünya kupası eleme playoff finaline çıkamayabilir. İran milli takımı da büyük ihtimalle bu yaz turnuvada yer alamayacak. Donald Trump’ın, böyle bir durumda, sonradan turnuvaya katılamayacak bir takımın durumunun umrunda olmadığını söylediğini düşünün. Haiti, Senegal, Fildişi Sahili taraftarlarını düşünün; kendi milli takımlarını desteklemek için ABD’ye bile gidemeyebilirler. Çünkü Trump yönetimi, onları bir seyahat yasağıyla ülkeye sokmayacak. Oysa turnuvanın aynı Infantino tarafından savunulan genişlemesi tam da bunun üzerine kuruluydu. Dünya kupasını 48 takıma çıkarmak birçok nedenle tartışmalı olabilir; ama kağıt üzerinde amaç, futbolun taşıdığı “mutluluğu ve umudu” daha önce bunu hiç yaşama imkanı bulamamış insanlara ve coğrafyalara ulaştırmaktı.

Eğer FIFA Başkanı bu durumlara müdahale edemiyor, hatta bunlar hakkında yorum bile yapamıyorsa; çünkü bütün bu yıkımı üreten güç düzeniyle fazlasıyla iç içe geçmişse, o zaman elimizde hiç de soyut olmayan bir sorun var demektir.


© Evrensel