menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Belçika, Trump’ın kirlettiği oyuna temiz bir cevap verdi

31 0
07.07.2026

Seattle’daki maç daha başlamadan saha çizgilerinin dışına taşmıştı. Normalde bir son 16 karşılaşması, iki takımın formu, oyuncu tercihleri ve antrenörlerin planı üzerinden konuşulur. ABD-Belçika maçında ise top santraya gelmeden önce başka bir soru havada asılı duruyordu: Folarin Balogun’un cezası nasıl kaldırıldı?

ABD için kötü olan tam da buydu. Bu takım, kendi seyircisinin önünde ilk kez bu kadar geniş bir kitlenin merakını üzerine toplamıştı. Amerikan futbol kamuoyu, yıllardır kendisine dışarıdan yöneltilen küçümsemeye cevap verecek bir turnuva arıyordu. “Bu ülke futbolda gerçekten büyüyebilir mi?” sorusu, ilk maçlardaki performanslarla daha ciddi sorulmaya başlanmıştı. Fakat Belçika maçından önce bu hikâyenin içine tüm görgüsüzlüğüyle Donald Trump girdi. Böylece takımın kazandığı her şey, bir anda futbolun içinden değil, futbolun üstüne çöken bir siyasî müdahaleden okunmaya başlandı.

Bu yüzden ABD’nin Belçika karşısında aldığı 4-1’lik ağır yenilgi, sadece skorla açıklanamayacak kadar dağınıktı. Belçika daha iyi oynadı, daha soğukkanlı kaldı, zayıf noktaları daha erken gördü ve maçın kırılgan anlarını daha acımasız kullandı. Ama ABD’nin asıl çöküşü, savunma hatalarından önce zeminin kaymasıyla başladı. Bir takım sahaya çıktığında kendi emeğine yaslanmak ister. Hele kendi evinde, kendi seyircisinin önünde, kendi ülkesinde düzenlenen bir Dünya Kupası’nda bu daha da önemlidir. ABD ise Belçika karşısına sahadaki performansıyla değil, önceki günlerin politik tartışmasıyla çıktı. Balogun cezalı olması gerekirken oynadı; fakat onun varlığı takımı güçlendirmekten çok, maçın üstündeki şüpheyi görünür kıldı.

Futbolda hakem kararları hep tartışılır, gerektiğinde itirazlar edilir, disiplin kurulları dosyalara bakar. Bunların hiçbiri yeni değil. Fakat bir devlet başkanının FIFA başkanını arayıp bir oyuncunun cezasıyla ilgili devreye girmesi, meseleyi bambaşka bir yere taşıdı. Trump’ın müdahalesi, Amerikan spor tarihindeki rekabetçi özgüvenin karanlık bir yansıması gibiydi: Kural sana uymuyorsa, gücünü kullan; prosedür beklediğin sonucu vermiyorsa, sonucu değiştirmeye çalış; adalet istediğin yönde işlemiyorsa, onu kendi lehine eğ.

Bu tavır, ABD Millî Takımı’na yardım etmedi. Tam tersine, takımın turnuva boyunca kurduğu en değerli şeyi zedeledi: kendi başına inandırıcı olma hâlini. ABD iyi oynadığı maçlarda kimsenin lütfuna ihtiyaç duymamıştı. Rakiplerine karşı tempolu, cesur, atletik ve yer yer yaratıcı bir takım görüntüsü vermişti. Balogun’un cezası tartışmalı olabilir, kırmızı kart ağır bulunabilir, itiraz edilebilir. Fakat cezanın kaldırılma biçimi, kararın içeriğinden daha büyük bir sorun yarattı. Futbol kamuoyu, pozisyonun kendisinden çok kararın nasıl alındığını konuşmaya başladı.

Trump’ın “büyük adaletsizliğin düzeltildiği” yönündeki çıkışı da bu yüzden ABD açısından zararlıydı. Artık Balogun’un sahada olup olmaması teknik bir konu olmaktan çıktı; ayrıcalık, nüfuz, FIFA’nın bağımsızlığı ve ev sahibi ülkenin gücüyle ilgili bir başlığa dönüştü. Belçika cephesi bu duruma öfkelendiğinde, mesele rekabet psikolojisinin ötesine geçti. Çünkü ortada sahadaki oyunun güvenilirliğine dokunan bir karar vardı.

Bir futbol maçının en basit anlaşması şudur: Herkes kuralların aynı şekilde işleyeceğini kabul eder. Hakem hata yapabilir. Ama oyunun içinde kalan hata ile dışarıdan bastırılan karar arasında büyük fark vardır. İlki futbolun sinir bozucu doğasına dâhildir; ikincisi oyuna duyulan güveni yok eder. ABD’nin başına gelen buydu. Maç öncesinde kazanabilecek bir takımdılar. Trump’ın müdahalesinden sonra kazansalar........

© Evrensel