İnsan müsveddeleri ve kapitalizm…
Gözlerimizin önünde bir yılı aşkındır bir tiyatro oynanıyor. Komedi değil. Trajedi de değil. Ama ikisi birden. Trajikomik bir oyun. Ya da sürece yayılan bir uygulama. Özü, bir hukuk skandalı olması.
Yasaların da yargılamaların da “Türk milleti adına” yapıldığı ileri sürülür.
Yasalar ve tabii ki anayasalar da yasama organında ete kemiğe büründürülür. Yasama organının “halkın iradesinin tecelligahı” olduğu söylenir. Çünkü halk tarafından seçilmiştir. Koşullarına, halkın iradesinin, örneğin halkın ne kadar örgütlü olduğu ne kadar özgürce tartışıp çeşitli kesimlerinin toplam iradeyi oluşturmak üzere görüşlerini ne kadar serbestçe yayabildiği koşullarda gerçekleştiğine bakılmaz. Ancak genel-geçer bir yaklaşımla “Halk oyunu kullandı, seçimini yaptı; vekilleri de onun adına yasaları yapıyor” denir.
Yüze yakın kez orasına burasına ek yapılıp orası burası değiştirilen son Anayasa örneğin, 12 Eylül darbecileri tarafından yazdırılmış, darbecilerin atadığı “Danışma Meclisi”nde onaylanarak halk oyuna, yani referanduma sunulmuştur. Ama adı “referandumdu”; halk hiçbir tartışmaya katılmamıştı, zarflar şeffaftı ve biri mavi diğeri turuncu olan ‘evet-hayır’ oylarının hangisinin kullanıldığı belli oluyor ve 50’ye yakın idam cezasının infazını emreden askeri cuntanın ‘hayır’ oyu verecek olanlarının başına ne çoraplar öreceği tahmin edilebiliyordu. Düşüncelerin serbestçe yayılabilmesi bir yana oylar serbestçe kullanılamamıştı.
Ama yine de bu Anayasa’nın defalarca değiştirilmesinden kaçınılamadı.
Yetmedi; geriye kaldığı kadarıyla........
