Deniz olmak ve Denizleri aşmak…
Hedef belirten sloganı biliyorum. Tabii ki “Deniz olunmalı”!
Hedefini “Deniz olmak” olarak belirleyen devrimci komünist gençlere sözüm. Hedef yerinde. Kolay mı? Çok da kolay değil.
Deniz öncelikle düzene sığmayandı. Düzen içi değildi. Düzen dışı olmak şüphesiz ki onunla hiçbir ilişki içinde olmamak ya da başka ve hayali bir dünyada yaşamak ya da yaşadığını sanmak demek değil. Deniz ve Hüseyin ve Yusuf haydi öncekileri saymayalım, düzenin üniversitelerinde okuyup yurtlarında kılıyor, örneğin fabrikalarıyla sendikalarına gidip geliyorlardı. Ama ülkeleriyle dünyaya düzenin dışından bakıyor, tutumlarını oradan belirliyorlardı. İktidar değişikliğini talep etmekle kalmayıp sözünü etmekle yetinmediler, ama iktidar mücadelesini ve düzen değişikliğini örgütlemeye giriştiler. Ve daima örgütlü oldular.
Deniz tabii ki seçkin bir bireydi. Sinema, tiyatro, şiir başta olmak üzere örneğin sanatla ilgiliydi. Sinan da yoldaşları da öyle. Deniz örneğin sadece Nâzım ve Ahmet Arif değil Ömer Hayyam hayranıydı da, çoğu şiirini bilirdi. Politik mücadeleyle sanat ürünlerini ustaca birleştirmede ustalaşmıştı. Ancak ayırt edici özelliği kişisel çıkar ve hedeflerini toplumsal olanlarla birleştirmiş olmaktı. Kişisel kurtuluşunu toplumsal kurtuluşta arayandı. Halka bağlılığı buradan gelmeydi. Halkın bir çöpüne bile zarar vermekten sakınması da öyle.
Daha çoğu sayılabilir, ama amacım o değil.
“Deniz olunmalı” dendiğinde kaçınılması........
