İflasın resmi ve hayati bir ders
Avustralya ve Paraguay’a gol atamadan yenilen Türkiye, Haiti’den sonra dünya kupasına veda eden ikinci ülke oldu. 48 takımdan 32’sinin bir üst tura çıkacağı bir turnuvada, genel kadro kalitesi kendisinin epey gerisinde olan iki takımla oynadıktan sonra bu duruma düşen Türkiye şampiyonanın kapasitesine göre en başarısız takımı olarak anılmayı neredeyse garantiledi.
Avustralya maçı sonrası Vincenzo Montella ve Hakan Çalhanoğlu’nun topla oynama yüzdeleri, şut ve başarılı pas sayıları gibi istatistikleri öne sürerek “oyunu domine ettiklerini” iddia etmelerini yaşadıkları derin hayal kırıklığına bağlamıştım. Herhalde bu kadar tecrübeli iki futbol adamı, futbolu bu kadar yanlış değerlendiriyor olamazdı! Ama Paraguay maçı da kadrodaki üç değişikliğe rağmen oyun olarak aynıydı. Türkiye bir kez daha topu kendisine bırakıp derin ve kompakt savunma yapan bir takımı karşısında buldu ve bir kez daha hiçbir şey üretemedi. Montella ve öğrencilerinin kanıt diye öne sürdüğü istatistikler, aslında Türkiye’nin maçı neden kaybettiğini anlatıyor.
1) Türkiye iki maçta topa ortalama yüzde 75 oranında sahip oldu, çünkü rakipleri öyle istedi. Rakipleri Türkiye’nin kompakt savunmalara karşı tıkandığını, gerçek bir 9 numarasının olmadığını, buna karşılık stoper tandeminin ağır olduğunu biliyordu.
2) Türkiye’nin rakip sahada topu adeta kıvranarak, kağnı modunda çevirmesi; birebirlerde veya bağlantılarda rakip eksiltememesi kaptıracağı her topun tehlikeli kontra ataklara dönüşeceği anlamına geliyordu. Bu yüzden kadro değeri açısından Türkiye’nin 3-4 kat gerisinde olan Avustralya ve Paraguay, öyle topa çok sahip olmakla, pas yapmakla ilgilenmedi. Rakibinin bir noktadan sonra havanda su dövmeyi andıran yan paslarını, kenar ortalarını ya da kanat birebirlerini savuşturduktan sonra kaleye hızlı ve mümkün olduğunca az pasla gitmeyi yeterli gördü.
3) Paraguay buna ek olarak maçın başında........
