Topyekûn çürüme
Futbolu algılayış biçimimiz ciddi anlamda arızalı. Bir kere şurası kesin ki, bir spor dalı ve bir oyun olarak futbolu sevmiyoruz. Sevdiğimiz tek şey, tuttuğumuz takımın kazanması.
Bu bakış açısıyla futbolun, insana katkı yapabilecek ve insanı daha sağlıklı ilişkiler kurabilen bir birey haline getirebilecek bütün niteliklerini ıskalamış oluyoruz.
Kazanamayınca da zaten bütün arızalarımız ve defolarımız anında ortaya dökülüveriyor...
Kompleks giderme ve tatmin yaşama arzusuyla takımlarla güçlü aidiyet bağı kuruyoruz. Hal böyle olunca kazanma hırsı, adalet duygusunun ve erdemli mücadelenin önüne geçiyor. Kazanmak hedefinin bir saplantıya dönüşmesiyle birlikte etik değerleri kolayca gözden çıkarabiliyor ve sahadan “zaferle” ayrılmak adına her şeyi yapabilecek bir duygu durumuna sürüklenebiliyoruz.
Bu her şeyin içinde, tribünlerde cinsiyetçi küfürlerle ve nefret içerikli tezahüratlarla gergin bir atmosfer yaratıp rakip oyuncuları ve hakemleri baskı altına almaya, sindirmeye çalışmak var. Spor kültürüne yakışmayacak kadar seviyesiz açıklamalarla taraftarları........
