Arda’yı, ‘Arda güzellemecilerinden’ kurtarmak gerek
Milli Takım, Avrupa Uluslar Ligi’ndeki ikinci maçında İtalya’ya
4-1 yenilince ortalık yine eleştiri niyetine dile getirilen, “ruhsuz oynadılar”, “karakter koyamadılar”, “formaları için savaşmadılar” gibi somut/bilimsel karşılığı olmayan safsatalardan geçilmez oldu.
Bu laflarla, oyuncuların maça yeterince motive olamadıkları ve bu nedenle hakkıyla mücadele edemedikleri kastediliyorsa bile yine de anlamsız. Hiçbir oyuncu sahaya, “Bugün canım pek mücadele etmek istemiyor ama madem beni tercih etmişler, sahada kafama göre takılayım bari” düşüncesiyle çıkmaz. Herkes elbette elinden geleni ortaya koymaya çalışır ama sonuçta bireysel performansı etkileyen sonsuz parametre vardır. Kaldı ki bizimkisi gibi sistemi, stratejisi, oyun planı belirsiz, doğaçlama izlenimi veren anlayışla mücadele eden bir takımda oyuncuların beklentilerin altında performans sergilemesi sürpriz sayılmamalı.
Düşük performansın sebeplerini aramak bilimsel bakış açısı yani bilgi gerektirir. Yeterli bilgi olmayınca “ruhsuzluk”, “karakter koyamamak”, “forma için yeterince savaşmamak” gibi abuk sabuk argümanlar üzerinden eleştiri (!) döktürüyorlar. Böylece işin kolayına kaçmak bir yana, konuyla ilgili teknik bilgisi olmayan ve oyunu sadece duygularıyla takip eden hatırı sayılır kitlenin gözünde de sempati kazanmış oluyorlar…
Ayrıca, “Arda’dan başka karakter koyan, mücadele eden oyuncu yoktu” lafıyla da futboldan ne kadar anladıklarını göstermiş oluyorlar.
Oysa ki Arda özellikle ilk yarıda tam anlamıyla takımın el freni gibiydi. Topu gereksiz yere ayağında fazla tutarak takımın pas temposu yakalamasına ket vurdu. Bunun yanı sıra olur olmaz yerde topuk pası ve bacak arası girişimleriyle de çok sayıda top kaybetti.
Arda’nın yeteneği muazzam. Ancak Milli........
