menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dengeli dış politika mı, bağımlılığın çizdiği sınırlar mı?

27 0
15.04.2026

Son dönemde Türkiye’nin ABD–İran gerilimi karşısında izlediği çizgi, sıkça “dengeli ve akıllı dış politika” olarak sunuluyor. İktidarın ABD saldırılarına açık bir karşı çıkıştan kaçınması, net söylemlerden uzak durması, “ne şiş yansın ne kebap” tarzı açıklamalarla süreci yönetmesi, bu yaklaşımın savunucuları tarafından rasyonel bir tercih olarak değerlendiriliyor. Diğer yandan Pedro Sanchez İspanya’sının ABD saldırganlığına açıkça mesafe koyan açıklamaları ise herkesin hislerine bir miktar da olsa tercüman olmuş halde. Bu bize Türkiye’nin pozisyonunu bir kez daha sorgulatıyor: Gerçekten bu “akıllı bir politika” tercihi mi, yoksa “elden bu kadarı mı geliyor”? Kanımca bu sorunun yanıtı, diplomatik tercihlerin ötesinde, iki ülkenin ekonomi politiğinde yatıyor.

Türkiye ekonomisi zaman içinde büyümesini büyük ölçüde dış kaynak girişleriyle sürdüren ve özellikle kısa vadeli sermaye hareketlerine aşırı duyarlı bir ekonomi haline geldi. Sermaye girişleri büyümeyi desteklerken, sermaye çıkışlarının ekonomi üzerinde olumsuz anlamda önemli sonuçlar yarattığı açıktır. Bu durumda kısa vadeli de olsa sermayeyi ekonomiye çekebilmek “rasyonel” bir politika olarak belirirken, sermaye çıkışı riski de ekonominin üzerinde bir Demokles kılıcı gibi sallanıp durdu ve duruyor. Bu yapı, ekonomik kararların olduğu kadar dış politika tercihlerinin de sınırlarını çiziyor. Çünkü küresel finansal sistemde ABD’nin merkezi rolü düşünüldüğünde, ABD ile açık bir gerilim, yalnızca diplomatik değil aynı zamanda finansal maliyetler doğurabilecek bir risk anlamına geliyor.

Başka bir ifadeyle, Türkiye’de “denge........

© Evrensel