menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye kapitalizmi, yeni anayasa ve “devlet aklı”

29 0
03.06.2026

"Türkiye Kapitalizmi ve Mutlak Butlan" yazısında, Türkiye'nin içinde bulunduğu sürecin parti içi ya da liderler arası parlamenter çekişmeden ibaret olmadığını; küresel sistemle bütünleşmiş ekonomik düzlemin yeniden yapılanmasıyla bağlantılı olduğunu birkaç başlıkta incelemiştik.

Jeo-ekonomik konjonktüre ve emperyalist güç ilişkilerine, enerji ve ticaret koridorlarındaki rekabetlere odaklı yeni yapılanma aşamasına baktığımızda, siyasal rejimin değişimiyle sınırlı kalmayan, devlet-biçimini dönüştüren ve bu dönüşümden etkilenen bir süreçte olduğumuz daha net biçimde görülüyor. İç politikada "sonuç" gibi görünen gelişmelerin çoğu bir uğrak olmaktan öteye geçemiyor; bir sonraki uğrak ise Yeni Anayasa olacak.

"Kurucu norm arayışı" veya "yeni toplumsal sözleşme" kulvarlarında ilerleyen anayasa tartışmaları, genellikle iç politikanın demokratik konsolidasyonu ekseninde şekilleniyor ya da Erdoğan'ın şahsına endekslenerek yeni tip "sultancılık" okumaları eşliğinde değerlendiriliyor. Özünde Max Weber'in otorite (Herrschaft) teorisinden beslenen bu yorumlar, idari ve hukuki değişikliklerin Erdoğan'ın "şahsi" çıkarlarına göre belirlendiğini ileri süren hatalı bir bakışın ürünüdür. Bu sorunlu kavrayışlar, yeni anayasa tartışmasında bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.

Erdoğan'ın yıllara yayılmış güç temerküzünden kaynaklanan şahsi iktidar hırsı artarak sürmekte olsa da onun iktidarında cisimleşen çok katmanlı çıkar ilişkilerinin post-Erdoğan döneminde hukuksal düzlemde sürdürülebilirliği ve devlet içinde tanımlanarak kökleşmesi bakımından Yeni Anayasa kritik bir işlev üstlenmektedir.

Anayasalar yalnızca çatı metinler değildir; hakim ideolojik yapının ve üretim ilişkilerinin normatif ifadesidir. Başka bir deyişle devlet iktidarının ve devlet-biçiminin yapısını, iktidarı oluşturan sınıf kompozisyonunu ve dünya görüşünü, mülkiyet biçiminin niteliğini, devletin uluslararası sistemdeki konumunu ve hak ile özgürlükler üzerinden hangi sınıflara temsilde öncelik verileceğini belirler. Anayasa metinleri, siyasi egemenliğin koordinat sistemi olduğundan, sınıf içi ya da sınıflar arası talepler ve ihtiyaçlara göre "dondurulmuş" bağıtlardır.

Server Tanilli'nin "Devlet ve Demokrasi" adlı eserinde belirttiği üzere, hukuk ve anayasanın temel işlevlerinden biri, devlet iktidarının sınıfsal kuruluşunu, kurumsal işleyişini ve meşruiyetini güvence altına almaktır. Anayasal biçimler "demokratik" olabileceği gibi "otoriter" ve "diktatoryal" yönetim tiplerinin yansımaları da olabilir; ancak bu durum şahsi arzu ve kaprislere göre değil, sınıf mücadelesinin yoğunluğuna, devlet biçiminin yapısına ve üretim ilişkilerinin niteliğine göre belirlenir. Bu bağlamda Evgeny Pashukanis'in hukuksal ve anayasal formları mübadele ilişkileriyle ele alan yaklaşımı da değer taşımaktadır. Anayasa metinleri, üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı belirli bir toplumsal formun ifadesidir.

Devlet içinde Erdoğan'ın temsil ettiği çıkar ilişkilerinin ve bu toplumsal formun post-Erdoğan döneminde de sürmesini güvence altına almanın yollarından biri, başkanlık rejiminin hukuksal kuruluşunu tamamlamaktır. Bu süreci üç aşamada özetleyebiliriz:

I) Oluşturulma Süreci: 2017 yılındaki anayasa değişikliği referandumuyla Türkiye'nin siyasi rejim yapısı değiştirilerek başkanlık sistemi yürürlüğe girmiş olsa da hukuksal kuruluş tamamlanamamıştır. 1982 Anayasası'nın temelleri üzerine inşa edilen başkanlık rejiminin........

© Evrensel