Çocuklar işçileşiyor, çocuk işçilik dönüşüyor
Kapitalizm, bir sömürü sistemidir ve Kuzey Amerika’daki pamuk tarlalarından Latin Amerika’daki devasa kahve çiftliklerine, Afrika’daki kobalt madenlerinden Doğu Asya’daki tekstil fabrikalarına dek tarihin her döneminde çocuk emeğini sömürerek büyür. Kapitalizmin ilk ortaya çıktığı 1800’lerin İngiltere’si de böyleydi; 2020’lerin Türkiye’si de aynı sömürü düzeni üzerinde yükseliyor.
Uluslararası Çalışma Örgütüne göre dünyada her 10 çocuktan 1’i emek piyasasında yer alıyor, bu da yaklaşık 160 milyondan fazla çocuk işçi olduğu anlamına geliyor. Az gelişmiş ülkelerde 5 ila 17 yaş arası her 5 çocuktan 1’i sağlıklarına ve gelişimlerine zararlı olduğu kabul edilen bir işte çalışıyor. Alt-orta gelirli ülkelerdeki tüm çocukların yüzde 9’u, üst-orta gelirli ülkelerdeki tüm çocukların yüzde 7’si çalışarak hayatını kazanıyor.
Fabrikalarda veya atölyelerde üretim tekniği gelişse bile, milyarlarca dolarlık teknolojik yatırımlara rağmen kapitalistler, beden gücü gerektiren emek yoğun işlerde çocukları “ucuz emek” olarak kullanmaktan çekinmiyor. Patronlar daha fazla kâr için daha çok çocuğun çalışma hayatına girmesini istiyor. İki hedefleri var:
Üretim aşamasında “beşeri sömürü” malzemesini yani güvencesiz ve düşük ücretle çalıştıracakları işçi sayısını artırmak.
Çocuk işçileri uzun saatler çalıştırarak kanunda sınırlandırılarak belirlenmiş haftalık çalışma süresini uygulama yoluyla uzatmak.
Patronlar daha uzun çalıştırdığı ancak daha az ücret verdiği çocuklar sayesinde yüksek kâr oranlarına ulaşır. Bunun için çocuk işçiliğin olgunlaşacağı toplumsal ortam ister. Yoksullaşma ne kadar yoğun olursa daha çok çocuğun erken yaşlarda işçileşmesi de o kadar hızlı olur.
Kötü ekonomik koşullarda yetişen ve büyüyen, temel ihtiyaçları karşılanmayan çocuklar, erken yaşlarda çalışma hayatına katılır. 15-17 yaş arasındaki yaklaşık 4 çocuktan 1’i kayıtlı ve kayıt dışı istihdamdadır. Çocukları emek yoğun sektörler cehennemine iten koşulları yine en iyi çocuk işçiler anlatır. Evrensel’de çıkan bir röportajda Ankara Sincan Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan Çocuk İşçi Melih, “Cebimde para olmadan okula gitmektense çalışıp para kazanmayı tercih ederim. Okula devam etseydim ailemin verdiği 50-60 TL ile günü geçirmeye çalışacaktım. Parasız okula gitmektense çalışıp para kazanmayı tercih ettim” diyerek bu bağı gözler önüne seriyor.
Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla nüfus artış hızı binde 5 iken, işçileşme hızı yüzde 2 civarında arttı. İşçileşme hızındaki bu artış aslında gerçeği da tam olarak göstermiyor. TÜİK’e göre 15-17 yaş arasında çalışan çocukların oranı sadece yüzde 25.5. Bu da 981 bin çocuğun bir iş yerinde ücretli olarak çalıştığı ya da iş aradığı anlamına geliyor. Ne var ki, yaz aylarında okullar kapandığında tarım, hayvancılık, metal, inşaat, tekstil, mobilya gibi birçok........
