‘Çöp’ değil, ‘sermaye’ dolaşıyor: Türkiye neden Avrupa’nın en büyük atık ithalatçısı oldu?
Türkiye kapitalizminin “agresif büyüme” temposu, emeğin ve doğal kaynakların aşırı sömürüsü yanında, giderek artan biçimde atık ithalatı ile de hızlanıyor. Her yıl başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinden milyonlarca ton demir-çelik hurdası, plastik atık ve çeşitli endüstriyel atık Türkiye’deki işleme tesislerine geliyor. Endüstriyel atık kompleksi, sermayenin uluslararasılaşmasına paralel olarak küresel atık ekonomisinin büyüme dinamikleriyle birlikte genişliyor.
Türk şirketlerinin iştahını kabartan en önemli unsur, küresel atık pazarının bugün 1 trilyon doları aşmış olmasıdır. Bu pazarı cazip kılan yalnızca sanayinin ihtiyaç duyduğu ucuz ham maddeyi sağlaması değil, aynı zamanda çevre ve sağlık risklerini büyüten, ucuz emeğe dayalı yeni bir birikim alanını oluşturmasıdır. Marx’ın kapitalistlerin hareket tarzını anlatırken kullandığı “benden sonrası tufan” sözü tam da bu mantığı özetler. Sermaye çevresel riskleri sadece bir maliyet olarak değil, yeni yatırım ve değerlenme fırsatları olarak görür.
Atık ile sermaye birikimi arasındaki ilişkiyi anlamak için Giacomo D’Alisa ile Federico Demaria’nın geliştirdiği “kirlilik yoluyla birikim” (accumulation by contamination) kavramına bakabiliriz. Yazarlar, Güney İtalya ve Hindistan üzerine yaptıkları çalışmalarda kapitalizmin yalnızca doğayı kirletmediğini, kirliliği ve atığın kendisini de yeni bir sermaye birikim alanına dönüştürdüğünü savunuyor.
Bu yaklaşım, Karl W. Kapp’ın şirketlerin çevresel maliyetleri topluma aktarma eğilimine ilişkin analizi ile David Harvey’in “mülksüzleştirme yoluyla birikim” kuramının sentezinden ileri geliyor. Ancak D’Alisa ve Demaria, Harvey’in yaklaşımını çevre alanına mekanik biçimde taşımak yerine kirliliğin üretimi, yönetimi ve bertarafının giderek daha kârlı ekonomik faaliyetlere dönüştüğünü, çevresel yıkımın yalnızca sermaye birikiminin bir sonucu olmadığını, sermayenin yeniden üretimini mümkün kılan mekanizmalardan biri haline geldiğini gösteriyor.
Kirlilik böylece doğrudan yeni bir kâr alanına dönüşüyor. Atık yönetimi sermaye için yeni bir yatırım alanı haline geldikçe şirketler çevresel maliyetleri ve riskleri kamunun üzerine daha fazla yüklüyor. Buna karşılık atığın toplanması, işlenmesi ve bertarafı için sağlanan teşviklerle yüksek kârlar elde ederken emek ve çevre maliyetlerinden kaçmanın yeni yollarını da buluyorlar.
Günümüzde “kirlilik yoluyla birikim” mekanizmasının daha fazla hızlandığı görülebilir. “Yeşil dönüşüm”, “döngüsel ekonomi” ve “sürdürülebilirlik” söylemlerinin üzerindeki perde kaldırıldığında atık toplama, ayrıştırma, lojistik, geri dönüşüm teknolojileri, bertaraf hizmetleri ve atık yönetiminden oluşan devasa bir küresel sermaye havuzu ortaya çıkıyor.
Birleşmiş Milletler ile Uluslararası Katı Atık Birliğinin (ISWA) yayımladığı “Global Waste Management Outlook 2024” raporu dünyada üretilen katı........
