menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Örtülü hainlik

33 0
14.03.2026

Neoliberal politikalar tüm yerküreyi sarmalarken, kurnazca oluşturulmuş sloganlar tüm zihinleri işgal etti. Bu işgal öylesine kurnazca rampaya koyulmuştu ki, çevresel konumlu ülke halkları asırlardır kendilerinden esirgendiğini düşündükleri özgürlüklerine kavuştukları zehabına kapılmaya yetti. Gafiller neye kavuştuklarını ya da nerelere sürüklendiklerini dahi anlayamadan bu savruluşa sıkı sıkıya tutundular ve bugünlerin politikasının rampaya koyulmasını canlarıyla taşınmasına çekinmediler. Nedir kurnazlığın ana damarı? Alt-kimlikler! Irksal, dinsel, hatta o da yetmedi mezhepsel alt-kimlikler öylesine öne çıkarıldı ki, herkes kendi aidiyetini saptayarak özgürlüğüne kavuşacaktı. Kavuştular mı! Daha sürükleniş tamamlanmadı, vekalet savaşlarına alet olmaktan tutun da, daha büyük yıkımlara doğru hızla yol alınmaktadır.

Irksal, dinsel hangi türden olursa olsun alt-kimlikler önemlidir, hatta kutsaldır, bunu kimse yadsıyamaz. Herkesin ırksal ya da dinsel veya başka herhangi bir alt-kimliksel özelliği kutsaldır, baskılanamaz. Ancak sav şuydu: Alt-kimliklerin ortaya atılması ile insanlar özgür olacaklardı. İlginç olan şudur ki, bu sav Sovyetlerin çözüldüğü, sosyalizmin gerilediği, kapitalizmin ise krizini bir türlü aşamadığı ortamda, aynen sermayenin çevreye yayılmasına benzer şekilde, varsıl ülke merkezlerinden çevreye doğru yaygınlaştırıldı. Evet, çevreye yayılan bu savlar doğrultusunda baskılanmış uluslar ve insanlar özgür olacaklardı. Sav bu, fakat sonuca bakarsak, Ortadoğu’da bir ırk insanlık suçu işleyerek alan kazanıyor, neoliberalizmin çıktığı ana ülke soykırımcı ırkın yanında, diğer büyük merkez ülkeler ise nezaketle sükunetini koruyor. Birleşmiş Milletlere gelirsek, o da belirli merkezlerden komut almış gibi dilini yutmuşçasına görevini yapmıyor da, kırtasiye işlerine yönelmiş görünüyor. İşte sav ve bugün karşımızda insanlık acısı gibi dikilen acı durum! O zaman sorgulamak gerekmez mi; acaba bu görüşü kimler ve hangi amaca yönelik olarak yeryüzüne serpti? İşte bu yazıda bu konu üzerinde bir-iki söz söylemek istiyorum.

Marx ve Engels ünlü Komünist Manifesto’yu, zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şeyleri olmayan dünya emekçilerini birleşmeye davet sloganı ile sonlandırdı. Emekçi olmak da sermaye sınıfı karşısında sınıfsal bir kimliktir. Acaba sermaye karşıtı sınıfsal bir kimlik, yüceltilen alt-kimlik görüşü ile sulandırılmaya mı çalışıldı! Ekonomik nitelikli sınıf kimlik ile sosyolojik nitelikli alt-kimlik görüşü aynı seviyede görülebilir mi? Başka bir açıdan bakarsak, Marx-Engels çağrısının sınıfsal cephesini neoliberal akıldanelerinin ortaya attığı alt-kimlik anlayışı ilke ile eş tutabilir miyiz? Kesinlikle, hayır! Marx-Engels bu çağrıları ile emekçileri bölmedi, alt-kimliklerinden de soyutlanmış olarak, sermaye karşısında birleşmeye çağırdı. Her ırk, din, mezhep ya da inançtaki emekçileri sermaye karşısında büyük bir güç oluşturmak üzere birleşmeye davet etti. Çünkü, tüm değerleri yaratan, hatta sermayeyi de yaratmış ve her çalışma saatinde bir kat daha yaratan emekçiler bizzat kendi yarattıklarının kölesi konumundadırlar. İşte, Marx ve Engels’in emekçilere yönelik yaptıkları çağrı, onların ayrışarak sermaye karşısında güçsüz kalmalarına yönelik değil, tam tersi, ırkları, dinleri, inançları ne olursa olsun bir araya gelip, gelecekleri için sermayeye karşı güçle mücadele amaçlıdır. Böylesi coşkulu zengin görüş karşısına farklı alt-kimlikteki emekçilerin sermaye karşısında bölünmelerine, dolayısıyla daha ağır sömürü ile baş başa kalmalarına yol açan alt-kimlik görüşü koyulabilir mi? Bugün aşikar olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır ki, neoliberal politikalarla çevreye yayılan alt-kimlik meselesi, kapitalizmde bir ülke içinde emekçileri böldüğü gibi, sömürücü merkez ülkeler karşısında çevresel ekonomileri de, alt-kimlik çatışmalarından dolayı bölmekte, ayrıştırmakta ve güçsüz bırakmaktadır.

Günümüzde Ortadoğu’da canlı olarak sergilendiği gibi; alt-kimlikli grupların hemen hemen hiçbir çıkarı yokken, buna karşın doğal kaynaklara uzanmak ya da çevreyi daha kolay yönetmek için gelişmekte olan ülkeleri alt-kimlik çatışmasına sürükleyen merkez ülkelerin çok büyük avantajı ve hainliği vardır. Şöyle ki, başta ABD olmak üzere, çeşitli Avrupa ülkelerinde de alt-kimlik kıpırdanışı olmadığı halde, Ortadoğu ülkeleri vesair gelişmekte olan ekonomilerde fevkalade yaygın ve ülke bütünlüğünü riske sokacak şekilde alt-kimlik çatışmaları yaşanmaktadır. Bunun sebebi ileri ülkelerde, bölüşüm yetersiz olsa da, varsıllık hüküm sürerken, buna karşın gelişmekte olan ülkelerde ise, adaletsiz bölüşüm yanında, genel ekonomik durumun da yetersizliği bu ülkeleri alt-kimlik çatışmalarıyla bölünmeye götürmektedir. Sonuçta merkez ülkeler avantajlı, çevresel ülkeler zor durumda kalmış olmaktadır.

Kısaca açıklamaya çalıştığım genel durumu özetlemeye çalışırsam, bu cince fikirlerin merkez ülkelerden, yani ABD ve sair merkez ülkelerden ortaya atıldığı ve yaygınlaştırıldığı düşünüldüğünde, özde ayırımcı ve bölücü kapitalizm ortamında bu fikrin varsıl ve yoksul ülkelere neler getireceği üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Mesele açıktır; alt-kimliklerin yaygınlaşması sonucunda varsıl ülkelerde kayda değer bir sorun yaşanmayacakken, çevresel ülkelerde önemli çatışmalar, hatta ırksal ya da dinsel-mezhepsel temelli bölünmeler yaşanacak, hatta çevresel konumlu ülkeler iş çatışmalara ve/veya vekalet savaşlarına sürükleneceklerdir. Bu durumda, yerküreye saçılan alt-kimlik konusunun asıl hedefinin saptanması ve insan özgürlüğü zedelenmeden, tüm alt-kimliklerin özgürlükleri korunarak, çatışmaların önlenebileceği yola girilmelidir. Bu yolda atılacak adımda temel ilke bir ülkenin vatandaşlığıdır. Dinsel, ırksal ya da başka bir alt-kimlik ölçütüne göre yapılacak bir ülke tanımı hiçbir şekilde ülke tanımı olamaz, ancak bir aşiret, klan ya da boy tanımı olabilir. Devlet tanımı içinde alt-kimlikler korunur ve eşit yurttaş muamelesi görür, bundan kuşku duyulmamalıdır. İnsanlar için alt-kimlik, ülkenin bölünmemesi durumunda anlamlı ve özgürlük simgesi olabilir. Fakat alt-kimlik sevdası ile, hele de avcı emperyalistlerin amacına uygun olarak ve onların himayesinde onların nihai emellerine hizmet etme bilinçsizliği ile ülke kimliğinin alt-kimlikle ikamesi ülkeyi de, alt-kimlik sevdalısı insanları da abat edemez, tam tersi, köleleştirir. Böylesi koşulda ne ülkeler özgür olur, ne de insanlar alt-kimlikleri üzerinde özgür birey olma hazzını yaşayabilir.


© Evrensel