menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şimdiki zamanın azapları: Kara lastikten modern prangaya

19 0
19.04.2026

Anadolu’nun kadim topraklarında mülkiyetin ve emeğin hikayesi, çoğu zaman bir yara izi gibi taşınır. Bu hikayenin en dilsiz, en mahzun öznesi ise kuşkusuz “azap”lardır.

Azaplık, genellikle ergenliğin eşiğinde, henüz on iki yaşında başlardı. Bir çocuk, çocukluğun oyun kokusu henüz üzerindeyken ailesinden koparılırdı. Sofrada bir boğaz eksilsin, eve üç beş kuruş fazladan girsin diye... Kimisi askerlik çağına kadar sabrederdi bu cendereye. Akli dengesi biraz “bulanık” olanın ise kaderi o bulanıklığın içinde, dizlerinde fer tükenene dek bir ömür boğaz tokluğuna ter dökmek olurdu.

Azaplık aslında bir çocuğun, ailesi eliyle “ağanın merhametine” terk edilmesiydi. Ne mesaisi belliydi bu emeğin ne de yarınına dair bir güvencesi. Efendisinin ambarlarını buğdayla, ahırını hayvanla doldururken; azap, kendi ömrünü bir sonraki güne sağ çıkabilmenin çaresizliğine hapsederdi.

İki çift kara lastik, bir takım urba

Hatırlıyorum... Bundan elli yıl önce bizim köyümüzde de bir azap vardı. Benimle yaşıttı. Ailesine yıllık ücret olarak bir miktar buğday verilir; pazarlık iki çift kara lastik, bir takım urba ve birkaç parça çamaşır üzerinden bağlanırdı.

Annem merhametliydi; sofrada ekmeği bölerken bizi ondan, onu bizden ayırmazdı. Kardeş gibiydik. O bağ hiç kopmadı; hâlâ bir telefonun ucunda birbirimizin halini hatırını sorarız. Ancak her hikaye böyle........

© Evrensel