Kâğıttan kaplan İSG: Eğitim var, güvenlik yok?
2 Nisan 2026’da yayımlanan yeni yönetmelikle birlikte, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri bir kez daha “yenilendi”. Kâğıt üzerinde bakıldığında daha planlı, daha ölçülebilir, daha denetlenebilir bir sistem kurulmuş gibi görünüyor. Ama sahaya inildiğinde şu soru hâlâ yerinde duruyor: Gerçekten işçiyi mi koruyoruz, yoksa sorumluluğu daha iyi mi dağıtıyoruz?
Yeni yönetmelik, eğitimleri “işe özel riskler” üzerinden yeniden tanımlıyor. Artık çalışanlara genel geçer bilgiler değil, yaptıkları işe özgü riskler anlatılacak. İlk bakışta doğru bir yaklaşım. Ancak bu değişikliğin bir başka yüzü daha var: “Sana bu risk anlatıldı mı?” sorusu, artık iş kazası sonrası yargılamanın merkezine yerleşiyor. Yani eğitim, bir bilinçlendirme aracından çok, bir hukuki kayıt mekanizmasına dönüşme riski taşıyor. İşçi sağlığı hizmetleri ise hala taşeron sistemde devam ediyorken iktidar için bu değişikliğin anlamı biz buradan devam demek. Çalışma Bakanlığının da iş cinayetleri sonrası “yas bakanlığı” olduğu bir durum devam ediyor.
Davranış odaklılık: Suç bireyde mi?
Yeni sistemin en dikkat çekici yönlerinden biri, açıkça ifade edilmese de davranış odaklı bir yaklaşımı güçlendirmesi. Eğitimler, sınavlar, başarı puanları… Hepsi tek bir şeyi ispatlamaya yarıyor: “İşçi biliyordu.”
Peki ya bilmek yetiyor mu?
Türkiye’de yaşanan iş kazalarının büyük çoğunluğu, işçinin bilmemesinden değil; güvencesiz çalışmadan, üretim baskısından, yetersiz ekipmandan ve denetimsizlikten kaynaklanıyor.........
