menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ecevit’in isyanı, Erdoğan’ın müdahalesi, işin özü : ‘Bağımsız’ kurullar üzerine (1)

10 0
yesterday

Denetleme, düzenleme, bağımsızlık, liyakat… Yine bu kavramlar havada uçuşuyor. Ve kafalar yine karıştı!

Oysa bir gurup “piyasacı koro’ için açıklama çok basitti: ‘Devlet, iktidar karışmasın’, ‘bağımsız denetleyici-düzenleyici kurumlar (BDK) olsun’, ‘O vakit ekonomi coşar’, ‘akıl dışı işler olmaz’. 

Öyleyse buna ne demeli: Bağımsız denetleyici, düzenleyici vs. her şey varken fon piyasaları patladı, 450 binden fazla insanın en az 1 trilyon lirası çalındı.

SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) var… BDDK (Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu) var… Borsa İstanbul denetim ve yetkisi var… Var da var!

İki üç yılda bir şirket 10 bin kat, 17 bin kat değerlenebilir mi? Bu katlanma ‘ticari başarı’ ile açıklanabilir mi?

Daha ‘dün’ denilebilecek kadar yakın bir zamanda Zeytinburnu’nda AKP afişleri asan… Hiçbir varlığı olmayan… Bir gencin şirketi 3 yılda nasıl Türkiye’nin bankalarından, köklü sanayi kuruluşlarından daha ‘pahalı’ gözükebilir?

‘Deha işte’ diye inanan da yok.

Bir kişinin bile inanmadığı, ikna olmadığı bu durumlardan hiçbir kurum şüphe duymamış, hiçbir kurum fark etmemiş olabilir mi?  

Tam bu noktada “Yoksa ‘denetleyici, düzenleyici kurumların bağımsızlığı koca bir aldatmaca mı?’ diye sormanın vakti geliyor ama ‘piyasacı koro’nun yine basit bir açıklaması var: Bu kurumlarda ‘liyakat’ sahibi insanlar yok; bu kurumlar bağımsız değil, tıpkı ‘bağımsız’ olması gereken Merkez Bankası gibi sürekli AKP müdahalesi altında!

‘Koro’ya göre bahsi geçen kurumlar ‘teknik’ ve ‘apolitik’ kurumlardır. Siyasetle aralarına mesafe koy, gerisini düşünme, ‘mis’ gibi yaparlar piyasayı.

Bu inanışla, bu kurumlar ‘bağımsız idari otorite’ olarak Türkiye’de en çok 1999-2002 yılları arasında düzenlendi.

Özellikle 2001 krizi sonrası Kemal Derviş’in getirdiği ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’ kapsamında kurumsallaşmıştı. Tütün ve alkol piyasası… Şeker piyasası… Enerji piyasası… Bankalar… Rekabet vs… Ne varsa düzenleyici ve denetleyici üst kurum yönetimine bırakıldı.

Kurulmalarını ‘telkin’ eden IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarıydı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ‘özerk’ kuruluşlarının bağımsızlık tehdidi oluşturduğunu adeta isyan edercesine dile getirmişti: 

“Yanlış mı yaptık bilmiyorum. Ama Türkiye’de, çok fazla özerk kuruluş kuruldu. Devlet içinde; fakat devletten daha yetkili bazı kuruluşlar kuruldu. Onlara söz geçiremiyoruz… devletin etkinliğini yeniden demokratik kurallar içinde işler hale getirmemiz gerektiği düşüncesindeyim.”

Zamanla görüldü ki… ‘Özerk’ denilen kurumlar ülkeyi uluslararası sermayenin arpalığına çevirmişti. Tütün üretimi azalırken ithal tütün payı arttı, TEKEL........

© Evrensel