Katz’ın etiketlediği üç CHP’li nasıl kaybedildi!
Gazze sahnesinde başlayıp Lübnan’a ve İran’a taşınan İsrail-ABD saldırganlığına karşı iktidarın tepkisi meseleyi ‘iç siyaset’ten mümkün mertebe uzak tutmaya çalışmak oldu. İsrail’in soykırıma varan saldırılarının yaşandığı günlerde bu ülkeye karşı yeterli tepkinin verilmediği, “Ticari ilişkiler kesildi” denilmesine rağmen devam ettiği eleştirilerinin gündem olması iktidar açısından riskli görüldü. Muhalefetin farklı kesimlerinden gelen bu yöndeki açıklamalar mecbur kalınmadıkça yanıtsız bırakıldı, yanıtlarda da fazla ayrıntıya girilmeden kestirme şeyler söylendi. Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesi ile birlikte dış siyasette yenilenen ‘odak’ içeride yeni dertler çıkarmasın diye olabildiğince yalıtılmış bir alan yaratıldı. Dışarda ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da giriştiği büyük operasyonun yarattığı riskler, içerde iktidarın devamını tehlikeye atabilecek riskler… Kimileri iktidarın yerini koruması konusunda bugünlerde savaşın etkisiyle ‘rahat’ olduğunu düşünebilir ama bu yorum gerçeğin tamamını yansıtmıyor. Netahyahu ve Katz gibi İsrailli yöneticilerin Türkiye’ye yönelik mesajlarının ardından ortaya çıkan ‘yek vücut tepki’ bunun bir kez daha görülmesine sahne oldu.
İlk önce İsrail Başbakanı Netanyahu’nun mesajı gündem oldu. İsrail saldırganlığının bu baş aktörü, sosyal medya paylaşımında hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde “Erdoğan'ın aksine İran'la ve vekilleriyle savaşmaya devam edeceğini” söyleyip Erdoğan’ın onları “barındırdığını” ve “kendi Kürt vatandaşlarını katlettiğini” söylüyordu. Mesajın son kısmına benzer cümleleri Gazze’ye yönelik saldırılar sırasında Türkiye’nin verdiği tepkilere yanıt olarak daha önce de kurmuştu. Ve iç siyasette de o zamankine benzer bir durum ortaya çıktı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan başlayarak iktidar siyasetçileri, bakanlar, hatta bakanlıklar adına Netanyahu’ya yanıtlar verildi. Yine hafta sonu İsrailli Bakan Katz da 3 CHP’li siyasetçiyi etiketleyerek paylaştığı; Türkiye’yi İran’ın attığı söylenen füzelere yanıt vermediği için "kağıttan kaplan" olarak nitelediği ve Filistinlilere karşı yapılanı "soykırım" olarak nitelediği için Erdoğan’ı eleştirdiği mesajı "Kürtler katledildi" diye bitiriyordu. Ancak o Netanyahu’dan farklı olarak niyeyse Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ı etiketlemişti mesajına. Katz’ın hedefi Türkiye’deki muhalefetin önde gelen aktörlerini de işin içine katmaksa belli ki bilgilerini güncellemesi lazım. Çünkü bu üç isim en son 2023’teki genel seçimler öncesinde aynı masada video çekip Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı için oy istedikleri günlerde bu şekilde anılmıştı!
Türkiye’deki iktidar medyası ise o ‘güncellemeyi’ Katz’ın yerine yaparak gördü haberi.
Ana muhalefete yakın olarak bilinen medyada başlıklar CHP’li siyasetçilerin İsrail’e tepkilerinden ‘tutularak’ atılmıştı bugün: Sözcü, “Hadi oradan” manşetinin altında İmamoğlu, Kılıçdaroğlu ve Yavaş’ın Katz’a verdiği yanıtları sıralamıştı. Cumhuriyet manşetten, “İsrail’den yana CHP’li çıkmaz”, Karar yine manşetten “Tel Aviv’in küstahına milli tepki” diyerek ikisi de yine CHP’li siyasetçilerin yanıtlarını sıralamıştı…
İktidar medyasındaki haberlerde ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İsrail’den gelen mesajlara tepkisi verildi. Hürriyet "Utanmaza herkesten tepki var" başlığı altında Özel’i aktarıyordu, Milliyet ise Numan Kurtulmuş ve Ömer Çelik’in açıklamaları ile birlikte veriyordu CHP liderini. Ekrem İmamoğlu’nu ve Mansur Yavaş’ı hatta onlarla birlikte anıldığı için olacak Kılıçdaroğlu’nu birinci sayfada aktaransa yoktu iktidar tarafında.
“Yalıtılmış dış siyaset” alanındaki derin çatlak en çok Sabah’ın birinci sayfasında görülüyordu. Manşette “Asrın Hitler’ine tarihi tepki” denmişti, manşetin spotlarında “Katz’ın küstah paylaşımında etiketlediği CHP’li üç isimden de açıklama geldiği” söyleniyordu. Ancak sadece CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamasından bir cümle vardı. Yani o üç isim arasında olmayan CHP’linin! Haberin verildiği 11. sayfada ise Özel’in yanında Kılıçdaroğlu ve bir de Cumhur İttifakından DSP’nin Genel Başkanı Önder Aksakal’ın açıklamaları yayımlandı. Peki İmamoğlu ve Yavaş? Yani Katz’ın etiketlediği üç CHP’linin ikisi? Birinci sayfada kaybolan üç CHP’linin biri 11. sayfada bulunmuştu ama onlar yoktu. Bunun nedenine verilecek cevapsa yine birinci sayfaya dönülerek bulunabiliyordu. Manşetin yanındaki habere bakınca… “CHP’li belediye kendi seçmenini bile soydu” denilmiş başlıkta. Son olarak CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un da tutuklandığı İzmir’deki kentsel dönüşüm davasına dairdi söz konusu haber. “Mağdurların yüzde 80’i CHP’li” deniyordu. Yargılamaların sürdüğü, henüz bir mahkumiyet kararının verilmediği, hatta iddianamesi bile yazılmamışken her defasında yapıldığı gibi ‘suçlu’ ilan eden, mahkum eden “haberler”… Ekrem İmamoğlu’na dair… Mansur Yavaş’a dair… Tunç Soyer’e dair… Resul Emrah Şahan’a dair…
“Kendi seçmenini bile soyduğu” gibi iddialar bu kadar çok tekrarlanan, her gün yeni ithamlarla karşı karşıya bırakılan bir ana muhalefetin İsrail’e karşı ortak tepki içinde yer alması iktidar için ne kadar olumlu görülebilir ki? Sadece ‘genel başkan’ seviyesinde kalırsa mı iyidir yoksa?
İşte bu çelişik durumlar iktidar üretimidir. Adil yargılama ve demokratikleşme adımları atılmadan da yanıtlanamaz. Ve aynı gün İBB davasında Ekrem İmamoğlu ile hakim arasında yaşanana benzer diyaloglarla devam edilir:
İmamoğlu (Son duruşmada yaşanan gerginliğin ardından duruşma savcısının kendisini tehdit ettiğini ifade ederek): "Haddinizi aşarsanız haddinizi bildiririz" bir tehdit cümlesi. Bu tehdit cümlesinin sahibi kimdir? Hangi örgüt adına, hangi kurum adına tehdit edildim? Tehdit hangi kapsamda? Can güvenliği mi, mal güvenliği mi, aile güvenliği mi? Bu aleni tehdit karşısında bir işlem yapacak mısınız?
Mahkeme başkanı: Bizim alacağımız bir tedbir yok.
İmamoğlu: Tedbiri ben alacağım, gerekeni yapacağımdan kuşkunuz olmasın. Arkamızda millet var…
İşte İsrail’e karşı ‘birleşik’ iç cephenin iş manşetlere dökülünce aldığı hal bugün itibarıyla böyleydi…
