Konuşamıyoruz
Hepimiz genel olarak mutsuzuz ve sonsuz haklıyız mutsuzluklarımızda.
Mutluluğu bulmak üzerine ne bir köşe yazısı okuyasım ne de kişisel gelişesim var herkes gibi benim de. Bayır aşağı yuvarlanırken bazı konuların hiç konuşulamaması bazılarının da bir yere varmayacağı halde çok konuşulması pek içime sinmiyor yine de.
Aklım konuşmak gerektiği halde öfkemize kurban edip konuşamadıklarımızda.
Her şeyin konuşulabilir olması, her cevabın bir soru sayesinde oluşması, felsefenin de aydınlanmanın da demokrasinin de konusuydu.
Konuşamıyoruz.
Herkes her şeyi bildiğine çok emin ya da kendi gündemi dışındakinin önemsizliğinden. Biri bir cümle kuruyor, cümleyi yanlışlamak üzere saf tutuyoruz. Tez-antitez kaygısı değil, o kurnadan bu kurnaya çirkef sıçradı türküsü. Herkes muazzam politik doğrucu, harika. Peki bunca politik doğrucu varsa biz bu devasa yanlışı nasıl yaşıyoruz?
Eleştiri skorumuz tavan. Rekordayız. Öz eleştiri? Hiç mi işlemedik o dersi?
Hepimiz hep çok haklıyız da nasıl yeniliyoruz bir garabete habire?
Eleştiri bir tarafa yönelik, öz eleştiri kendimize. Bir dış etkeni değiştirmek daha zorken insanın kendi üzerinde ilerleme sağlaması ve sonucu değiştirmesi daha kolay aslında.
Bütün kaybedişler yalnızca ve yalnızca dış etkenler yüzünden olmaz. Bir yerde ufak da olsa bir yanlışımız olmuştur elbet. Elimizden geleni yapmanın sınırını daha aşağı çizmişizdir en hafifi ya da geç kalmışızdır belki elimizi taş altına koymakta.
Konfor alanını fazla geniş çizmiş olabiliriz, etik sınırı kendimize geniş başkasına dar biçmişizdir. Ödenmiş bedellerin kredisini hiç saymışızdır konu başkası olunca, kendi bedelimizi fazla önemsemiş de olabiliriz.
Birini anlamaya çalışmayı bırakmışızdır ve “Beni de kimse anlamıyor” savunusunu yeter saymışızdır kendimize.
Kolay savunulur........
