Her şey değişti peki ya adaletin anlamı?
Bir savaş var, ne yaşanıyor tam olarak bilemiyoruz.
Koca koca kanallar, bazen bir deprem görüntüsünü bazen AI bir videoyu Tel Aviv, Tahran diye haber adına yayımlayabiliyor. Elimizdeki sosyal medya, Trump yanlısı bir delinin ayarlarıyla oynamasına bakıyor. Gerçeklik dünyadan hiç bu kadar uzak olmamıştı. Bir elçinin kelle korkusuyla at üzerinde kırk gün yol gittiği çağda bile savaş daha korkunç bir gerçekti. Teknoloji ölümü sıradanlaştırdı, savaş meydanlarında kılıcın eti geçip kemiğe dayandığındaki direnci hissedenle aynı değil öldürmenin öldürendeki yansıması.
İnsanlık için haklı ve mağdur olandan yana durmak kolaydı. Hakikat açıklığıyla ortada dururdu ve hiç kimse kendi mezarı kazdırılan halkların çukur başında taranmasına, gaz odalarında kitlesel imhaya, kadınların savaş ganimeti sayılarak tecavüzüne, köle pazarlarına hak veremezdi.
Emperyalizmin ve siyonizmin kaybetmesini yürekten istiyoruz ancak kazananın baskıcı ve karanlık İran rejimi olacağı gerçeğini, daha on binlerce ölüsünün kırkı çıkmamış rejim karşıtı İranlılar için endişelerimizi bize unutturmuyor. Biz iyi bir şeylerin tarafıyız da o taraf bu savaşta nerede kimse bulamıyor. Aradığınız gerçek habere sittin tuşla da ulaşılamıyor.
Ülke ülke tarafını arayan ve dünyaya yayılan bu savaş Epstein yüzünden çıktı, bunda bir kişinin bile soru işareti yokken bu davaya tali muamelesi yapılmasının önüne hiçbir halk geçemiyor.
Siyonizm karşıtlığı haksız savaşla Yahudi nefretine dönüşüyor. Dünyanın her yerinden Yahudilerin sokak linci videoları yayılıyor.
Faşizm her fırsatta alev almayı başarıyor.
Kimsenin Yahudi-siyonist ayrımını anlatacak mecali yok bunca ölüm karşısında, herkesin hakkını adilane savunmak zor iştir savaş zamanlarında. Kalan empati Netanyahu karşıtı Yahudileri korumaya yetmeyecek, onlar adalet ve barış bekleyen halklar arasında çok geri sırada.
Biz de bu sırada dünya tarihine savunmanın yargıladığı yeni bir dava ile girdik.
Silivri’de hakim karşısına sanık diye getirilen her isim satır satır hukuksuzluğu ifşalıyor. Bir dava var nedeni ortada, hukuk var gibi duruşması yapılıyor, iki elin parmağı kadar gazeteci yazmayı yetiştiremezken bunun katbekatı sayıda kendine gazeteci diyen, yazmamak adına orada duruyor.
Yeni dünya düzeni birkaç sene içerisinde bambaşka bir boyuta geçecek.
Trump ve Netanyahu kaybetmezse dünya başımıza çökecek. Kutsanan Avrupa ahlakı, dünyanın basın özgürlüğü anlayışı, Arap Yarımadası inanç kardeşliği ve nice kavram sınavdan kaldı.
Bir daha Nurnberg mahkemeleri kurulmayabilir. Savaş suçları İkinci Dünya Savaşını fazlasıyla katlamış görünüyor. Hanna Arendt’in kötülüğün sıradanlığı kavramı yerini tatminsiz bir kötülüğün şehvetine bırakıyor. Dünyanın en zengin, muktedir ve ünlülerinin insan canı üzerine korkunç seks fantezilerinin dünyayı savaşa sürüklediği bir senaryoyu akıl almazken can aldığını görmek dehşeti bize düştü.
Öte yandan, emperyalizmin kudretini kaybettiği, kapitalizmin yıkılayazdığı, radikal inançların ve dinlerin zayıfladığı, sermayenin sınırlandığı, insanlık onurunun güçlendiği, evrensel değerlerin yeniden düzenlendiği ve dünyanın sürdürülebilirliğine hizmet edecek yeni bir dönem açılabilir. Malum, tarih boyunca insanlık zorlansa da bir şekilde hep ileri gitmiştir.
Hiçbir savaş sonsuza gitmedi, elbet bitecek.
Peki sonunda adalet nasıl sağlanacak? Çok yara aldı. Kanunlar, cezada da adaleti sağlamak üzere var. İnsana ait intikam duygusunun önüne geçmek adına varlar.
Ama bu çağda üreyen net kötülüğün geçmiş yasalarda bir karşılığı var mı? Toplumu kınadığı ile sınamadan, kısasa kısas kumpasına düşmesini önleyerek, intikamın sübjektifliğini engelleyerek ancak şahsi ikballerin ve sapkın şehvetlerin insanlıkta açtığı yaranın gerçek bedelini hesap ederek bir adalet nasıl sağlanacak?
İnsanlığın içi nasıl soğuyacak?
Kötülüğün sıradanlığı teorisine üzerinden altmış yıl geçmişken yeniden sığınılır mı? Trump’a ne olursa ibret olur dünyaya, Netanyahu’nun suçunun cezası ne olmalı ki bir daha en azından bir asır daha hiçbir lider soykırıma niyetlenmemeli? Gazze’nin hesabı nasıl verilir? İran’da öldürülen on binlerce muhalifin geride kalan sevdikleri nasıl teselli bulabilir? Adalet yeni bir dünyada nasıl tariflenmeli? Lahey mahkemeleri bu dünyaya yeter mi?
Hiçbir suçu olmadığını bildiği insanları hür iradesiyle tutsak eden, evladının doğumunu görmesine, ilk kelimelerini duymasına mani olan, saatler süren ameliyatlardan sonra koğuşa gönderilmesine, tedavi edilememesine, sevdiklerinin cenazelerine katılamamasına, babasız, anasız büyüyen çocukların geleceğe devrolacak tüm travmalarına sebep olanlar bir gün yargılansa, hukuksuz talep ettikleri toplam tutukluluk süresi kadar bir süre ile iddianameleri hazırlansa mı yürek soğur, açıklanamaz tüm gelirleri ve varlıkları kamulaştırılıp mağdur ettikleri refahına kullanılsa mı diner bir nebze acılar yoksa bir utanç müzesinde camekan içinde her gün günde 10 saat müze ziyaretçilerine geçmişi anlatmak gibi bir kamu hizmetine çaptırılsa mı?
Bu büyük suçlar yanında, bir annenin çığlığını gördüm sosyal medyada.
Kızı, öz babasının istismarına uğramış. Kadın bununla mücadele ediyor. Kızını hayatta tutmaya çalışıyor. Çocukta öfke problemleri oluşmuş ve ilaç tedavisi görüyor. İlacı yazabilecek tek doktor izinde, yerine ilacı yazacak tek bir doktor bulamıyor, ilçe ilçe geziyor. Bir sinir krizi yaşıyordu, her şey bu kadar zor olmalı mı diye. Bu çocuğu önemsemek zorunda devlet. İlacıyla, terapisiyle, eğitimiyle sorumlu olmalı. Şimdi bu kadının yaşadığının bedelini kim ödeyecek? Çocuklarını cinsel istismardan, gerici eğitimden, çocuk işçiliğinden ve iş cinayetlerinden korumaya çalışan ebeveynlerin yaşayamadıkları ömrün, bu çocukların mahrum bırakıldığı çocukluğun, yaşatılmayan gençliğin, bu her geçen gün zorlaşan hayatların bedeline hukuk nasıl bir adalet sağlayacak? Aramızdan koparılan onca ismin görünmez kılınan faillerine hukuk ne ceza öngörecek de biz iyileştiğimizi hissedip önümüze bakabileceğiz?
Bir kadın, mahkeme tecavüzcüsünü serbest bırakınca, adliye önünde adamı kalbinden bıçaklayarak öldürdü bu hafta. Bir tecavüzcüyü, mağdurun gözü önünde salıveren, bu ölümden ve kadının alacağı cezadan sorumlu değil mi mesela?
Savaşları yaratanlar, savaşı çıkarabilmek için sapkın fantezileri senelere yayıp şantaj arşivi oluşturanlar, soykırıma niyetlenenler, halkların toprağına çökenler, sermayesini manipülasyona kullananlar, haber hakkını engelleyenler, gazeteciliği yalana indirgeyenler, sağlık hizmetine ulaşımı önleyenler, önleyici tedbirleri görmezden gelenler, fail kollayanlar, katil aklayanlar, çocukları çocukluklarından, gençleri gençliklerinden, emeği değerinden, emekliyi ikinci baharından, insanı yaşamdan, ağacı kökünden, suları yatağından, balığı denizinden koparanlar için hukuk nasıl bir adalet ön görecek? Tutsaklık, yaşattıklarını yaşatmaktan ibaret bile değil.
Dünya bir iki yıl içinde tamamen değişecek.
Ve belki de yasalara “halkın adaleti uyarınca” maddesi girecek.
Bu madde, bir daha kötülüğün şehveti yaygın kurbanlar yaratamasın diye, iradesi, bilgisi olmasına rağmen suça iştirak edenlerin, kendilerinden sonrakilere ibret olması için tutukluluk ötesinde utançla yüzleştirilmesini sağlamalı. Her gün kamu hizmeti mesailerinde, insanların gözlerinin içine bakarak, utanç içinde suçlarını sıralamalılar teker teker. Ve karşılarına geçen halkın, sözlerini dinlemek zorunda bırakılmalılar. Ne kadar nefret edildiklerini gözleri ve kulakları açık şekilde dinlemeliler.
Ceza ancak, halkın affını kitlesel beyanı ile bitebilmeli zira ömürlerden çalınanların bedeli sadece günler ve aylarla ölçülememeli.
Adalet istiyoruz. Ve bu adalet, onu yıkanların bildiği hiçbir şeye benzemiyor.
Dört başı mamur olmalı.
