menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Flanör-flanöz ve sınıf

32 0
11.10.2026

“Bir dünyayı kağıt hışırtılarıyla yeniden yaratmamız gerekiyor. Ya da ayakkabılarımızı giyip kapıdan dışarı çıkabiliriz.”                                                                                                                               Flanöz - Şehirde Yürüyen Kadınlar, Lauren Elkin.

Flanör, şehirde amaçsızca dolaşıp keyif yapan erkekleri tanımlayan bir kelime. Flanöz ise kelimenin dişili olarak sonradan ortaya çıkıyor ve feminist bir kavrama dönüşüyor. 

Çünkü tarih boyunca erkekler aylak gezmek için sokağa çıkabilirken kadınların yalnızca meşru bir amaç, kabul edilir bir gerekçe için evden çıkması bekleniyordu.

Kamusal alanda erkeğin görünmez olup kalabalıklara karışıp kenti keşfetmesi kolayken aynı sokakları adımlayan bir kadın toplumsal yargıları, ahlak sorgulamasını, güvenlik tehdidini koca birer göz gibi üzerinde hissediyordu.

Flanöz kavramı, kadınları kenti pencereden izleyen olmaktan çıkarıp şehri gözlemleyen, akışına kapılan, adımlayan birer özne, birey konumunda temsil eder oldu.

Flanör ya da flanöz olabilmek basit birer tercih ve keyiften ibaret kavramlar aslında insan için. Özel bir hobi, spor gibi aksesuara, donanıma, eğitime ihtiyaç duymuyor. Sadece ayakkabılarınızı giyip kapıdan çıkmanıza bakıyor.

Bu kadar basit bir eylemin sınıfsal hale gelmesini yaşamak bu çağa düştü.

Metropollerde bir semti keşfedebilmek için zaman, enerji ve semtler arası toplu taşıma gerekiyor.

En temel ihtiyaçları karşılamak için günde 12 saat çalışınca ya da iki işe birden koşunca, geleceksizliğin depresyonu ile sarmalandığında ve toplu taşıma bedeli bile büyük bir masraf kalemi olduğunda sokaklar yalnızca bir yere yetişme kaygısıyla acele eden, kaşları çatık, yüzleri düşük insanlarla doluyor.

16 milyon insanın yaşadığı İstanbul'da bazı semtlerde denizi hiç görmemiş insanların oranı yüzde kırklara çıkıyor.

İstanbul'da yaşamak ile İstanbul'u yaşamak arasındaki çizgi öyle kalınlaştı ki tüm gişe bedelleriyle bir otobana benziyor.

Geçenlerde bir sahne düştü önüme sosyal medyada. Toplu taşımada işten dönen bir genç, yer verdiği adama "Neden bu saatte çıkıyorsunuz dışarı, herkesin işten çıkış saati zaten yoğun" diyor. Üniversitede olması gerekirken belli ki fiziksel olarak yorucu bir işte çalışıyor. Altmışlarını çoktan geride bırakmış adamsa yanıtlıyor: Ben de işten dönüyorum, emekli maaşı ile geçinilmiyor.

20. yüzyılın başında, sanayileşme, şehirleşme, eğitim reformları gibi etkenlerle sosyal adaleti sağlamak amacıyla ortaya çıkan toplu taşıma sosyal adaleti sağlama kaygısı güdüyordu ancak medeniyetin gereği birçok farklı amaç da edindi.

Gençlik keşif zamanıdır, merak, öğrenme, deneyim kazanma. Zaman geniştir genç için. Bu yüzden de indirimlidir seyahat onlara. 65 yaş üzerine ise aktif bir emeklilik yaşayabilmesi için. Bebekli kadın eve kapanmasın, hayata karışabilsin diye öğretmen, öğretici olduğu için deneyim kazanabilsin diye. Yaşamı anlamlı kılmak için bir nevi yani.

Lüksemburg 2020 yılında toplu taşımayı tamamen ücretsiz hale getiren ilk ülke oldu, Malta da peşinden aynı........

© Evrensel