menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Edebiyat yapıyoruz

51 1
29.03.2025

Ne oldu, nasıl oldu, ne olacak? Bu sorularla ayaktayız günlerdir. Yarını bilmeden yarına yazı bırakmak kolay değil.

“Hani derler ya,

Sevilmeden sevmek

Uyumadan yatmak,

Gelmeyeni beklemek

İnsanı öldüren üç şeydir”

diyordu Némirovsky.

Biz öleyazdık, memleketi bunca severken tehdit edildik, mahrum edildik, azarlandık, kimsenin derdi değildik, sevildiğini bir gün hissedememiş halktık.

Sabahlara kadar kırpmadık gözlerimizi, Narinler geçti önünden, Rabia Nazlar, Berkinler, cinayetler, yangınlar, seller, depremler. Uyku kimi gün bizi hayattan koparacak gibiydi, kim bilir kaç kere yattığımız yerden doğurduk güneşi.

Gelmeyeni bekledik ki adı adaletti.

Ölüyorduk, içten içe her gün, kahır ve keder altında, önünü göremeden sisler içinde, vicdanın kanında boğulayazmış, çaresizlikten ölüyorduk.

Tepkiden doğan bir Gezi yaşamıştık. Nefes alacağız sandığımızda ot tıkadılar canımıza.

Bir şey doğdu sokağa, kimsenin öngöremediği bir şey, öfkeden doğdu bu sefer.

Psikolog H. Cloud duyguları şöyle anlatıyor kitabında:

“Korku, tehlikeden uzaklaşmamızı ve dikkatli olmamızı söyler. Üzüntü, bir ilişkiyi, bir fırsatı veya bir fikri kaybettiğimizi söyler. Öfke de bir işarettir. Tıpkı korku gibi öfke de tehlikeyi işaret eder. Ancak öfke bizi geri çekilmeye yönlendirmek yerine, tehditle yüzleşmemiz gerektiğini anlatan bir işarettir. Öfke, sınırlarımızın ihlal edildiğini bildirir. Bir ülkenin radar savunma sistemi gibi öfke duygusu da incinme veya kontrol altına alınma tehlikesi altında olduğumuzu bildirerek, bir ‘erken uyarı sistemi’ görevi yapar.”

Gecikmiş bir uyarı sistemiyle........

© Evrensel