Dar olan zamanlarda geniş bakma arzusu
Gazetemizde bu köşeyi yazmaya başladığımda adına "Geniş Zaman" demiştik. Geniş zamanda okunacak, bir ucu edebiyattan, sinemadan, sanattan geçen, hayata dair yazılar olsun istemiştik. Bu kadar dar ve zor zamanlar beklemiyorduk. Konular seneler içinde seçim stratejileri, politik psikoloji, davalar, kavgalar arasına sıkışmaya başladı. " İnsan kendisiyle, zamanla, hayatla ve insanlarla barışık olunca ancak görebiliyor yol kenarında biten papatyaları." Yazmıştım bir Pazar günü, neredeyse on sene olacak. O barış halinden uzaklaştıkça uzaklaştık.
Kendi kalemizi korumak da bütünleşik savunmanın bir parçasıydı oysa. -Burada yazar özeleştiri yapmakta.-
Yazan insanın, yazdığından fazlası yazmayı hayal ettikleridir belki de. AI çıktı geldi bir anda. Biri yılda 200 roman yazıp koymuş bir siteye, indirip okuyor insanlar. Bir roman en az bir bazen yirmi senesini alır bir insanın oysa. Yaşadıklarıyla pişerek hazırlanır okuruna. Kapitalist sistemde ai işimizi elimizden alacak tartışmalarına ai edebiyatı da bitirecek mi endişesi hasıl oluyordu. Esperanto'yu bilir misiniz? 1887'de Polonyalı doktor Zamenhof tarafından icat edilen, tarafsız, kolay öğrenilen, uluslararası bir dil. İnsanlar arası iletişimi kolaylaştırmak için ortaya çıkarılmış. Dil öğreten uygulamalarda bile var. Adı "ümit eden" anlamına gelen Esperanto dilini konuşan 100.000 kişi var ama milyonlarca insan bir anda çeviri uygulaması indirebiliyor. Dilden yana öğrenme hevesinde, yazmada, okumada, yeni kelime üretmekte sığlaşacak mıyız? Yankı odasında her geçen gün çiğleşecek miyiz?
Can dostum Yeşer Sarıyıldız’ın ilk öykü kitabı Çınlayanlar’da yapay zeka ile geleceğin nasıl olacağına dair öyküler var. Distopik öyküler diye geçse de fütüristik daha doğru bir tanım gibi geliyor. Terra Ptorokolü isimli öyküde uluslararası örgütlerin kriz yönetememesi üzerine duruma el koyan yapay zekayla yüzleşiyoruz. Ve okurken yaşanması o kadar olası bir vaziyetin içinde buluyoruz ki kendimizi bir diğer öyküdeki HumaRo Sözleşmesi’nin ilk maddesi olan “İnsan-Robot Eşitliği” sanki ilk BM oturumunda gündeme gelecekmiş gibi hissettiriyor. Melael’in Fısıltıları isimli öyküde bir oyunun içinde “kulaklık, duygusal zırh, seçici bilinç…” gibi ekipmanlar ile seviye geçmeye çalışan kadında aslında kendimizi görüyoruz. Yaşıyoruz bunu, bir simülasyonda fısıltı canavarlarına rağmen yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Fütüristik derken yarını bile kastediyor olabiliriz artık. Dünya buraya bu kadar hızlı geçebilecek gibiyken öyküleri hala elimde basılı bir kitapta okuyor olmakla rahatlıyorum.
İnsanlık tarihi boyunca her teknolojik devrimin yayılımı seneler hatta nesiller aldı. İlk kez bu kadar hızlı bir gelişme var ne olacak derken bir haber gördüm: yapay zekâ projelerinin 'i başarısız oluyormuş. Hıza uyum sağlayamadık ve bu sanki olması beklenendi. Ahir ömrümde biraz daha özlediğim gibi yaşayabilme şansım var diye düşünürken şu son bir ayda evime giren kitaplarla iyice toparlandım.
Söz uçar yazı kalır derdik ya, işte dijitalde de bir şeyler bant daraltması, site kapatılması, erişime engellenmesi vs uçabilirken kitaplıkta bir kitap yangın çıkmadığı sürece bizimle kalıyor.
Bir yere köklenmiş olsa da farklı coğrafyalara sürüklenmişlerin hislerini bu durumu yaşayanlar bilir. Şu İstanbul'un her yaşta hafızamıza bıraktığı anıları, tatları, kokuları........
