Yepyeni değilse de yeni bir dönemdeyiz!
Bazı gelişmeler, bazı olaylar, bazı anlaşmalar, yıkıcı ya da ilerletici işlevleriyle günceli değil sadece geleceği de -bu yakın, orta ya da uzak bir süreç olabilir- etkileyecek işlev gösterirler. Yaşanılan döneme dek olanı aşma potansiyel ve hedefleriyle toplumların tarihinde derin izler bırakma olasılığı, -geçmişte kalan(lar) ne denli tehlikeli ya da yapıcı olmuş olurlarsa olsunlar- çok daha belirgin ve fazladır.
NATO’nun Ankara’daki 36. Zirvesi bu güç ve potansiyele sahip gelişmelerden sayılmalıdır: Üzerine çok sayıda açıklama yapılmasına, çok sayıda makale yazılmasına rağmen, okur açısından sıkıcı olma olasılığı da göze alınarak tartışılmaya devam ediliyor olması, ABD ve Avrupalı emperyalist-kapitalist güçlerin öncülüğünde ilan edilen strateji ve politikaların, dünya halklarının günümüzdeki ve yakın-orta gelecekteki yaşamına barbarca tehditleri içeriyor olmasıdır. Her kim, ‘zirvenin sonuç bildirgesinde Rusya’nın düşman gösterilip Çin’in hedef olarak işaret edilmesine, İran’a ABD-İsrail saldırılarının devamına itiraz edilmemiş olmasına ve Ukrayna’da Rusya’ya karşı daha aktif daha doğrudan savaş politikasının benimsenmesine rağmen, ‘savunma ihtiyacı, barış ve istikrar’ beklentisinde ise, zararını tüm dünya emekçilerinin çekeceği yanılgı içinde olacaktır. NATO’nun yürütücü kuvvetlerine komuta edenler durmaksızın savaş ve silahlanmadan söz etmektedirler. “Savunma” kavramı, işçiler ve diğer emekçiler savaş histerilerini fark etmesinler diye kullanılıyor. Hepsinden daha pervasız olan Trump, savunma bakanlığının adını boşuna savaş bakanlığı olarak değiştirmedi. NATO zirvesi sonuç bildirgesinde, “Birliğimiz, dayanışmamız ve ortak gücümüz; özgür ve demokratik uluslardan oluşan ittifakımızdaki 1 milyar vatandaşın barışının, güvenliğinin ve refahının........
