1 Mayıs mücadeleye yeni bir ivme verebilir mi?
Yarın 1 Mayıs. Düne dek son birkaç gün içinde, küçük toplulukların katıldığı bazı eylemler yapıldı. 1 Mayıs’ın Türkiye’nin tüm milliyetlerden emekçilerinin güçlü bir çıkışına dönüşmemesi için, büyük sermaye ve devlet iktidarıyla aynı cephede yer alan iki büyük konfederasyon yönetiminin, Bursa’da bol yemek servisi vaadiyle, Edirne’de ‘Ne kadar az işçi o kadar iyi’ anlayışıyla hareket ettikleri ayan-beyanken, işçilerin ve diğer emekçilerin, bu karşı cephenin manevralarını alanlarda ve iş yerlerinde etkisiz kılmaları daha fazla önemli hale gelmiştir. 1 Mayıs gösteri ve direnişleri, sömürülen ve ezilenlerin sermayeye, sermaye partilerinin politikalarına ve burjuva devlet iktidarına karşı tutumu açısından tek gösterge olmasa da burjuvazi ve sınıf egemenliği aygıtının halk karşıtı politikalarının şu ya da bu düzeyde etkisiz kılınması açısından da özel bir öneme sahiptir.
Milyonlarca emekçi başlıca en ivedi iktisadi-sosyal ve politik talepleriyle kapitalist burjuva sınıfın karşısına çıkabilirse, iki sınıf ve partileri açısından aradaki ilişkilerin perdesi bir ölçüde de olsa yırtılmış olacaktır. İşçilerin sırtından zenginleşen hükümet-devlet iş birlikçisi konfederasyon yönetimlerinin, bugünün tarihsel anlamını bozuşturup unutturmak için manevralarını zenginleştirmeleri bile tek başına, milyonlarca ve milyonlarca emekçinin, gerici-ilhakçı savaşlara, yoksulluğa, işsizliğe karşı sesini daha gür, daha cesurca çıkarıp sermaye ve siyasal-askeri diktatörlüğüne karşı fabrika-iş yerlerini ve emekçi semtlerini direniş mevzilerine dönüştürme, alanları fethetme anlayışıyla hareket etmesini gerekli kılıyor. Son altı ayda 1 milyon kişinin işini kaybettiği, alacakları ödenmediği için üstleri çıplak bedenleriyle Ankara meydanlarında hak arayışına çıkan Doruk madencilerinin polis zoruyla engellenmeye çalışıldığı, çetelerin devlet katında itibar görüp uyuşturucu-rüşvet-yolsuzluk-rant düzeninin ‘devlet düzeni’ olarak şekillenip prim yaptığı bir dönemde, 1 Mayıs, sınıfa karşı sınıf tutumunun kuvvetle gösterildiği bir gün olabilmelidir!
Bu başarılabilirse eğer, birbirinden kopuk, lokal ve aynı nedenle de yaptırım gücü düşük olan direnişlerin birleştirilmesi ve mücadelenin buradan dayanak bularak ivme kazanması da mümkün olacaktır. Yaşasın 1 Mayıs şiarı, mücadelenin yeniden yükselişinin bayrağı olsun. Türkiye’nin tüm milliyetlerinden proleterleri ve diğer emekçileri, tekelci kesimi başta olmak üzere yağma-vurgun çetelerine dönüşmüş olan kapitalistlerin değil, şalterleri ellerinde bulunduranların gerçekte güçlü olduklarını gösterebilmelidirler.
