‘Barış ve demokrasi’nin Türkiye’si mi?
“Terörsüz Türkiye” vaadi yüklü, “şiddetsiz siyaset” iddialı “çerçeve yasa”, beklendiği üzere, parlamentoda yüksek destek oranıyla kabul edildi. İktidar cephesinin propaganda aygıtı, sonucu, “PKK terörünün tarihe gömülmesi”, “Devlet aklının terörü bitirmesi” “Türkiye’nin refaha kavuşması” için sağlanan başarı olarak duyurdu. Kabul sonrasında Bahçeli’nin DEM Parti sıralarına yönelerek yöneticileriyle tokalaşmasının zılgıtlarla karşılanmasını öne çıkaranlar da oldu.
Propaganda bakanlığı merkezli onlarca gazete ve kanalın ve iktidar sözcülerinin sistematik şekilde sürdürdükleri propagandanın ana temasının “Teröre son vermek” sözlerinde ifade bulması yeni bir durum değil. Ancak eklenen ‘yan iddialar’ da var. “Şiddetsiz siyaset” olanağının bu yasa aracıyla doğduğu, barışın sağlanacağı -hatta sağlandığı, kaynakların ülkenin- “dolayısıyla da halkın” refahı için harcanacağı söyleniyor. “Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki engellerin bu yasa ile birlikte aşılacağı”nı, “çerçeve yasanın bir ilk adım” olacağını ileri sürenler de bulunuyor.
Toplum hayatında özellikle de siyasi alanda vaatler ve iddiaların ‘kıldan köprüsü’ ya da ‘iki tarafı keskin kılıç’ sınavından geçtiği yer pratiktir! Yukarıdaki iddia ve vaatlerin hiçbirinin gerçeklikte karşılık bulmadığı ve bulmayacağı yaşanarak görülecektir. Bugüne dek olduğu üzere veya benzer şekilde ya da hatta baskı-yasak zincirinin daha fazla gerilmesiyle kanıtlanarak. Yasanın parlamentoda onaylanması sırasında dışarıda Doruk Maden işçilerinin polis zoruyla susturulup gözaltına alınması yeterli sayılmayabilir ama daha fazlası hemen her yeni sabahla birlikte yeni bir belediye yönetiminin gözaltı-tutuklanma operasyonlarıyla kanıtlıdır. Devletin şiddet tekelinin bir hak ve zorunluluk sayıldığı koşullarda “şiddetsiz siyaset”in de yönetilenlere bir hak olarak tanınmadığının binlerce örneğini, son yılların olayları aracıyla görmek isteyen herkes görebilir! Son kırk yılda “PKK terörü nedeniyle 2.3 trilyon doların harcandığı, barış sağlanarak kaynakların bundan sonra halkın refahı için harcanacağı” iddiası da, sermaye-servet sahipleriyle nüfusun yüzde seksen-doksanı arasındaki büyük uçurumun bu iktidar döneminde açılmaya devam etmesiyle yalanlanmaktadır. Kürt halk kitlelerine yönelik sürdürülen imha ve sindirme politikasını “terör” sözcüğünün yarattığı tepkiye sığınarak yok gösterme kurnazlığı bir yana, kaynakların iktidar oligarklarıyla yağdanlıklarının servetine servet katma ve bölgede ve içeride şiddet aygıtını takviye için, yayılmacı politikalar doğrultusunda kullanıldığı gizli-saklı değildir.
Bu yasanın pratiğe geçirilmesinin önündeki barikatlar yasa hazırlayıcılarıyla iktidar sözcüleri tarafından açık edilmiştir. Kürt mücadelesi dolayısıyla suçlananların ‘evlerine dönmesi’ olanağına dahi bin türlü engel çıkarılmaktadır. Saray yönetimi temsilcilerinin Öcalan ile anlaşarak........
