Devletin sert gücünü gösterme zamanı
İnternet, sosyal medya, dijital mecralar… Sadece hayatı ve üretimi/tüketimi kolaylaştırmakla kalmadı. Aynı zamanda, suç işlemeyi hem kolaylaştırdı, hem de suçu, ‘bireysel’ olmaktan çıkarıp, ‘toplumsal’ hale getirdi.
Gelinen noktada, ‘suç işleyen cezasını çeker’ diyerek, olayları geçiştirme hakkımız kalmadı. Çünkü suç, artık bireysel olma vasfını yitirdi. İnternet üzerinden ‘kitlesel suç üretimi’ yapılıyor ve pazarlanıyor.
Belki daha önemlisi; kitlesel terör boyutuna doğru iteklenen suç işleme olgusu, ülkeler ve ideolojiler arasındaki kavganın yeni sahnesi haline geldi.
Şimdi bizler, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşadığımız, muhtemelen başka şehirler için de birilerince planlanmış olan vahim olayları, kontrolden çıkmış ergenlerin hadsiz atakları olarak mı değerlendireceğiz?
Bu suçlar için psikolojik hazırlık ve azmettirme yuvası olan ve adına ‘sosyal medya’ dedikleri lağım çukurlarını, tümden başıboş bırakılmış ve kendi halinde azıtan sanal mekânlar olarak mı göreceğiz?
‘YAŞAM TARZI’ DEĞİL ‘YAŞAMA HAKKI’
Saftirikliğin lüzumu yok. O lağım çukurlarını kuran, çalışma şeklini belirleyen, ergen zıpırları ‘bili-bili’ yaparak oralara dolduran, konuşturup tartıştırmak için önlerine yem atan istihbarat servislerinin hiç dahli yok mu bu işlerde?
Kabul edelim; 50 yıl öncesinde ‘ideolojik’ kılıfla yürütülen fitne-fesat hareketleri, bugün artık ‘bireysel özgürlük’ maskesiyle, henüz aklını başına toplamamış ergenleri hedefliyor.
Elbette bu gizli servis operasyonları; eskiden olduğu gibi toplumsal sorunların çözümünü hedefleyen değil, bireysel davranışları zıvanadan çıkaran bir kurgu........
