Kurye sorunu: İstanbul’un iki tekerlekle imtihanı
Eskiden motorcu abilerimiz karizmaydı… Çocukluğumdan hatırlıyorum. Mahallede bir araya gelip gezilere giderlerdi. Kurye sistemi öncesi motosiklet bir araç değil hayat biçimi, bir felsefeydi. Motorcular toplumun en duyarlı insanlarıydı. Peki ne oldu da bu iki tekerli araçlar baş belası olarak görülmeye başladı?
İstanbul’un yolları artık sadece bir ulaşım ağı değil, her gün onlarca gencin hayata tutunma mücadelesi verdiği, ancak çoğu zaman asfaltın soğuk yüzüyle çarpıştığı bir arenaya dönüşmüş durumda.
Şehirde kayıtlı motosiklet ve scooter sayısı bir milyonu aşarak devasa bir orduya ulaştı. Ancak bu rakamın ardında yatan gerçek, özgürlük değil, sistemin dişlileri arasında ezilen bir teslimat zorunluluğudur.
Trafikte sıkça karşılaştığımız o gergin, kuralları hiçe sayan, her an bir kazaya davetiye çıkaran kurye profili, aslında bir tercihin değil, bir mecburiyetin sonucudur. Dijital platformların hız odaklı algoritmaları, kuryeyi bir insan olarak değil, bir teslimat süresi verisi olarak görüyor.
O iki tekerleğin üzerinde yalnızca trafikte makas atan, araçların arasından geçen, kaldırımlardan ilerleyen kendini bilmezler yok. Evine ekmek götürmek için hayatını bahse yatıran insanlar da var.
Biz "neden bu kadar acele ediyorlar?" diye........
