Recaizade Mahmud Ekrem ve torunlarının ibretamiz hikayesi
Geçtiğimiz yazı Şerif Mardin ve Mete Tunçay ile ilgili bir yazı dizisi kaleme almaya başlamıştım. O yazı dizisine devam edeceğim ama özellikle Recaizade Mahmut Ekrem ve sülalesi ile alakalı çok sayıda soru alıyorum Ensonhaber izleyicilerinden.
Biliyorsunuz Defne Samyeli’nin kızları, son uyuşturucu operasyonunda yeniden gündeme gelen Derin ve Deren Talu da Recaizade sülalesinin mensubu.
Ünlü edebiyatçı Recaizade Mahmut Ekrem’in soyundan gelenler arasında çok tanıdık isimler var.
Ailenin yazı hayatı Recaizade Mahmut Ekrem ile başladı. Recaizade’nin torunları Umur Talu ve Murat Çelikkan de yazı insanı. Benimle Türk basınında ilk söyleşiyi de Aktüel dergisi için 2008 senesinin Haziran ayında Murat Çelikkan yapmıştı. Recaizade torunu Murat Çelikkan’ın ROK ile söyleşisini de internet arşivinden okuyabilirsiniz.
Ünlü söz yazarı Çiğdem Talu, Derin ve Deren Talu’nun biyolojik babaları mimar Eren Talu, söz yazarı ve Zeynep Talu ismini bildiğimiz meşhur “Recaizadeler.”
Felsefe adamı Selahattin Hilav ailenin damadı. Magazin kadını Defne Samyeli ise ailenin gelini.
Aile kuşaklar boyunca İstanbullu ve “Mekteb-i Sultani”den. Yani Galatasaraylı.
“Boğaziçi şen gönüller yatağı, Her bucağı âşıkların otağı, Yamaçları sanki cennetin bağı, Mehtabı hoş, güneşi hoş, gülü hoş,
Boğaziçi herkesi eder sarhoş”
Büyük müzik adamı merhum Alaaddin Yavaşça, Boğaziçi’ni böyle anlatıyor ünlü bir bestesinde.
Geçmiş zamanların Boğaziçi ortamı aynı zamanda Osmanlı aristokrasisinin mekânıdır. Abdülhak Şinasi Hisar bu ortamı çok güzel anlatır.
Anlatmak istediğimiz de Boğaziçi’nin “gülüne, güneşine, mehtabına” şahitlik eden bir ailenin 200 senelik hikâyesi.
Boğaziçi’nin şarkılara, şiirlere konu olduğu günleri yaşayan Talu ailesinin, 1800'lü yılların başlarında İstinye’de başlayıp günümüze kadar devam eden serüveni.
Sanattan siyasete, edebiyattan mizaha, spordan mimarlığa, gazeteciliğe ve en son gelinleri Defne Samyeli ile beraber basit magazin hayatına ve maalesef uyuşturucu müptelalarına kadar uzanan pek çok insanı içinde barındıran eski Boğaziçili ünlü bir ailenin üyeleri tarihten günümüze konuk olacaklar.
Bu arada bu yazıdan önce ya da sonra yine bu köşede yayınlanan “Bir Türk milliyetçisi siyasetçinin Defne Samyeli mektubu”nu da muhakkak okuyun lütfen.
Recaizâde’lerin soykütüğü 1800'lerin başlarına kadar uzanmakta.
Ailenin bilinen en eski üyesi Mehmet Şakir Recai Efendi’ydi. Kayıtlara bilgin bir adam olarak geçen Mehmet Şakir Recai Efendi, Sultan Abdülmecid döneminde Encümen-i Daniş ve Meclis-i Maarif-i Umumiye âzâsıydı. Aynı zamanda Takvimhane Nazırlığı görevinde de bulunmuştu. Kardeşi Mehmet Arif Efendi ise Tophane-i Amire mektupçuluğu yapmış bir hattattı.
Saraya yakınlıklarıyla bilinen her iki kardeş de çevrelerinde sevilip sayılan kişilerdi. Ayrıca iki kardeş birbirlerini de çok severdi. Öyle ki Mehmet Şakir Recai Efendi, oğlu Mahmut Ekrem’i, kardeşi Mehmet Arif Efendi’nin küçük kızı Ayşe Güzide ile evlendirmişti.
Aile Recai Efendi’nin İstinye’de vapur iskelesine bitişik bulunan “Beyaz Yalı”sında oturuyordu.
Mehmet Şakir Recai Efendi ile başlayan aile hikâyesi; bugün, Recaizâde Mahmut Ekrem Bey, Ahmet Kemal Ercüment Ekrem Talu, Mehmet Muvakkar Ekrem Talu, Ahmet Erdem Talu, Esin Talu Çelikkan, Feriha Çiğdem Talu Hilav, Umur Talu, Eren Talu, Esen Talu, Çiğdem Talu, Yonca Talu, Ekrem Murat Çelikkan, Zeynep Talu Hilav, Kerem Can Çelikkan ve utanç vesilesi de olsa gelinleri Defne Samyeli ve en son uyuşturucu operasyonunda kanlarında kokain yakalanan Derin ve Deren Talu gibi her biri bilinen isimlerle hafızalarda yer etmekte.
Recaizade’ler bugün yine İstanbul’da yaşıyorlar. Mehmet Şakir Recai Efendi’nin tek oğlu 1847'de İstanbul’da dünyaya gelen Mahmut Ekrem’di.
Daha sonra halk onu “Recaizâde Mahmut Ekrem” olarak tanıyacak ve “Recaizâdeler”in ilk meşhur ferdi o olacaktı.
Beyazıd Rüştiyesi’nde, Mekteb-i İrfani’de okumuştu. 1859'da Harbiye İdadisi’ne girmiş ancak sağlık problemleri yüzünden öğrenimini yarım bırakmıştı. Mahmut Ekrem, 1862'de memur olarak girdiği Hariciye Mektubi kaleminde Ayetullah ve Namık Kemal gibi, devrin genç ve popüler yazarlarıyla tanışmıştı.
Bu tanışma onun bütün hayatını etkileyecekti. Mahmut Ekrem, 1865'te babasının da ısrarıyla henüz 14 yaşında olan amca kızı Ayşe Güzide ile evlendi.
Çiftin bu evlilikten Ekrem Fatma Piraye, Sunullah Emced, Mehmet Nijat ve Ahmet Kemal Ercümend adlarında dört çocukları oldu.
Fakat akraba evliliği ve dikkatsizlikler üç çocuklarının yaşamına mal oldu. İlk çocukları Fatma Piraye doğum sırasında hayatını kaybetti. İkinci çocukları Sunullah Emced, dadısının dikkatsizliği sonucu daha bir buçuk yaşındayken sakat kaldı ve yirminci yaşını doldurduğu gün de hayatını kaybetti.
Üçüncü çocuk Mehmet Nijat’ın doğumu ve sağlıklı oluşu ailede sevinçle karşılanmıştı. Ama bu sevinç de bir süre sonra acıya karışacaktı. Mahmut Ekrem hayatında en çok Mehmet Nijat’ı sevmişti. Ercüment Ekrem Talu’ya göre babası Mehmet Nijat için deli divane oluyordu:
“Babam daha çok Nijat’a düşkündü. Yıllarca hasretini çektiği, tam manasıyla baba olmak zevkini ona o tattırmıştı. Çocuk konuşur mu? Koşar mı? Oynar mı? Neşesiyle evin içini doldurur mu? Piraye ve Emced mücessem his olan Recaizâde’nin titrek dudaklarına kadar yükselen bu sualleri cevapsız bırakmışlar, hatta onlara menfi cevap vermişlerdi. Halbuki Nijat konuşuyordu, koşuyor, oynuyor, neşesiyle evin içini dolduruyordu işte! Binaenaleyh o bir dahi, fevkalbeşer bir mahluktu… Zira üstâdın emellerini tamamıyla tahakkuk ettirmişti. Hep bunlardan dolayı, Nijat’ı babam delicesine seviyor, o kıskanmasın, gücenmesin diye beni ihmal eder gibi görünüyordu”
Mahmut Ekrem, Hariciye’de başladığı devlet hizmetine Maliye’de devam etti. 1866'da önce Vergi İdare-i Umumiyesi Kalemi’ne daha sonra da Maliye Eshamı Muhasebesinin Muhimme Odası’na girdi.
Devlet kademesinde gösterdiği başarılar Mahmut Ekrem Bey’in sık aralıklarla görev yerinin ve unvanının değişmesine sebep olmaktaydı.
1868'de Şuray-ı Devlet Muavinliği’ne tayin edildi. Çok geçmeden de aynı yerde başmuavin oldu. Aynı zamanda Nafıa, Tanzimat, Islahat Daireleri’nde ve Umur-ı Zabtiye Komisyonları baş katiplikleri görevlerini de üstlendi.
Şuray-ı Devlet Muavinliği’nde gösterdiği üstün başarı sonucunda 1877'de buraya âzâ olarak tayin edildi. Fakat bir süre sonra Şuray-ı Devlet’ten Hey’et-i Ayan ve Meb’usan’a komiser olarak nakledildi.
1878'de İskân-ı Muhacirin dairesinde sürdürdüğü görevine 17. Daire-i İntihabiye Muavinliği’ni de ekledi.
Fakat bu da kafi gelmedi ve Şuray-ı Devlet Düstur Encümeni’nde ve Posta-Telgraf İdaresi’nde yeni kurulan komisyonlarda da görevlendirildi.
İş hayatı Mahmut Ekrem’in o dönemde ne kadar sevildiğinin ve takdir edildiğinin adeta göstergesiydi.
Üstlendiği görevler o gün için en parlak isimlere veriliyordu. Takvimler 1880 yılını gösterdiğinde Mahmut Ekrem’i önce bir süre Mekteb-i Mülkiye’de, sonraları ise Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) edebiyat hocalığı yaparken buluyoruz.
Devlet adamlığının yanı sıra üstlendiği bu görevi 1887 yılına kadar aralıksız sürdürdü.
Mahmut Ekrem Bey’in, devlet kademesinde yöneticilik serüveni 1881'de oldukça zorlu olan Şehremaneti ile Belediye Daireleri arasındaki iletişimin Avrupalı tarzda yeniden oluşturulabilmesi için kurulan komisyonun başkanlığına tayin edilmesiyle devam etti.
Bu görevi 1882'de Adliye, 1885'te Hariciye, 1887'de Maarif Nezareti Daireleri’nde kurulan çeşitli komisyonlarda üstlendiği üyelikler takip etti.
1890'da Teftiş Heyeti üyeliğine de nezaret etti.
Mahmut Ekrem’in, güvenilir, bilgili ve tecrübeli oluşu, devlet erkânı tarafından oluşturulacak heyet ve komisyonlara mutlaka dahil edilmesine sebep olmaktaydı.
Devlet Reji İdaresi’ndeki suistimaller de, Düyun-u Umumiye ile Osmanlı Bankası aleyhine açılan davalar da onun başkanlığındaki kurullara havale ediliyordu.
1892'de kolera salgını için yardım toplamak üzere Şehremaneti Dairelerine ve Erzurum yöresinde meydana gelen kuraklık ve zararların telafisi için toplanacak yardımların idamesi için İstanbul’da kurulan komisyonun başkanlığına tayin edildi.
Mahmut Ekrem, 1863'te Rabia, 1864'te Ulâ Sınıf-ı Sanisi, 1880'de Balâ rütbeleri aldı. 1978'de Üçüncü rütbeden, 1882'de İkinci rütbeden, 1892'de Birinci rütbeden Mecidi Madalyası, 1886'da İkinci rütbeden, 1898'de Birinci rütbeden Osmani Madalyası ve 1890'da Gümüş İmtiyaz Madalyası ile taltif edildi. Herkes Recaizade’ye geleceğin sadrazamı gözüyle bakıyordu.
Ancak o dönemde hiçbir başarılı bürokrat cezasız kalmamıştı. O da bir süre sonra kıskançlıkların hedefi haline geldi. Devir Sultan Hamid devriydi ve jurnal her şeyden fazla dikkate alınıyordu.
Yıldız Sarayı’na gönderilen jurnaller meyvesini verdi ve Mahmut Ekrem takip ve kontrol altına alındı. Bu durum kendisini çok tedirgin etmişti. Karısı Ayşe Güzide ile oğulları Mehmet Nijat ve Ahmet Kemal Ercümend’i İstanbul’da bırakarak Avrupa’ya kaçmaya karar verdi.
Trablusgarp’tan Malta’ya geçti. Durumdan derhal haberdar edilen Sultan Hamid, en........
