ZEYDİYYE ŞİÁSI
İmâmiye Şiâsı’nın usul ve esasları dördüncü imam Ali b. Hüseyin Zelnelâbidîn’den oğlu Zeyd’e, ondan da oğlu Yahya’ya devrolunduğuna inanılan mezhebin adıdır Zeydîlik.
Evet, İmâmiye Şiâsı’nın dördüncü imamı olarak kabul görülen Zeyne’l Ábidîn aynı zamanda Ali Asgar ismiyle imamların atası olarak da yâd edilir. Hem nasıl yâd edilmesin ki, bir kere her şeyden önce, kendisi son derece takva hayatı yaşamasından dolayı ona ismiyle müsemma ibadet edenlerin süsü piri gözüyle bakılmıştır hep. Hele ki, Ehl-i Beytin gülfidanı Hz. Hüseyin (r.a)’ın nesebi, Zeyne’l Ábidîn üzerinden boylanması hasebiyle onun silsiledeki diğer imamlardan bir bambaşka kıymet değer yeri vardır. Kıymet değer olduğu şundan besbellidir ki, Ehl-i sünnet ulemasının kahır ekseriyetinin onu Şiî fırkalar arasında Sünni ekole en yakın imam gözüyle bakmışlardır. Hakeza kendisi ilk üç Hz. Ebu Bekir (r.a), Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Osman (r.a)’ın halifeliklerini Sünni ekolle birlikte kabullenen bir Zeydiyye imamı olarak da Sünni çizgiye yakın duruş sergilemiştir. Öyle ki ilk devrin Makdisî ve Mesûdi gibi bir kısım akil adamları bile onu Şiâ ekolünün dışında tutup onun şahsında Zeydîliği, ehlisünnet çizgiyle mutabık bir yol olarak görmüşlerdir. Hem kaldı ki, Zeydîlerin itikatta Mutezile akaidini, amelde de Ebû Hanife mezhebini düstur edinmeleri ehlisünnet çizgisine yakın bir yol olduğunu teyit etmeye ziyadesiyle yeter artar da. Hakeza Ebû Hanife’nin bizatihi talebelerine hitaben; Zeyd’in hayatı boyunca haksızlığa karşı verdiği mücadelede yalnız bırakmamalarını öğütlemesinin yanı sıra Emevi yöneticilerinin zulmüne karşı başkaldırmanın vacip olduğu fetvasını vererekten de ona destek çıkması Zeydiliğin ehlisünnet çizgisine en yakın bir ekol olduğunun bariz göstergesidir. Hatta Zeydîler’in günümüz dünyasında daha çok mesken tuttukları Yemen’de, Sünnî Şafiîlerle bir arada dinî, hukukî ve kültürel bakımdan aralarında herhangi bir kavga yaşanmaksızın her iki mezheb mensuplarının da aynı cami ve aynı imamın arkasında namaz kılmaları ehlisünnet çizgisi üzere olduklarını göstermeye ziyadesiyle yetmiştir.
Bilindiği üzere Medine’de Zelnelâbidîn’in evladı olarak dünyaya gelen Zeyd’in tamda yetişkin çağına denk gelen bir dönemde Hz. Ali (k.v) taraftarlarının, Hz. Hüseyin (r.a) ve ailesinin Kerbela’da şehit edilmelerinin hüznünü içlerinden atamayıp Emevilere karşı bir fırsatını yakaladıklarında Kerbela’da akıtılan masum kanların hesabını görmek için başkaldırma derdiyle yanıp tutuşacaklardır. Derken Halife Hişam b. Abdülmelik dönemi gelip çattığında bir fırsatını kollayıp Zeyd b. Ali’nin liderliğinde başlatılan yeni bir isyan hareketinin fitilini ateşleyeceklerdir.
Evet, anlaşılan o ki, Zeyd’in bu başkaldırış girişimi Emevîler’in Ehl-i Beyt’e olan düşmanlıklarının zulüm boyutuna ulaştığı şartlarda vuku bulmuştur. Öyle ki Zeyd, Hz. Ali (k.v)’den miras kalan ilim irfan mektebi vakfiyelerinin idaresi hususunda çıkan meselenin çözümü için huzuruna çıktığı Halife Hişam’ın makamında hürmete layık bir imam olarak görülmediği gibi birde üstüne üstük ona karşı üstenci bakış tavrıyla sıradan bir cariyenin oğlu muamelesi olarak da hakir görülür. İşte Halife Hişam’ın insana tepeden bakan bu üstenci tavrı Zeyd’i çok derinden incitmiş olsa gerek ki, huzurdan yaka paça kovalanır bir halde iken bile Emevi halifesi Hişam’ın yüzüne karşı asıl halifeliğe layık olanın Hz. Ali’nin soyundan gelmesini ileri sürerek kendisinin hakkı olduğunu dile getirmekten kendini alamayacaktır. Ancak Zeyd’in kovulur halde sarf ettiği bu sözler halife ve etrafındaki avenesi tarafından bir gözdağı ve meydan okuyuşu olarak algılanıp Emeviler’le Zeyd’in arasının açılmasına sebep teşkil eden bir durum ortaya koyacaktır. Hadi sırf araları açılsa çokta üzerinde durmaya değmez deriz. Ama işin içine birde iftira hadisesi karışınca; bir bakıyorsun güya eski Irak valisi Halid b. Abdullah’ın Zeyd’e birtakım bağışlar yapıp emanet mal verdiği iddiaları havada gırla uçuşacaktır. Neyse ki mesnetsiz iddialar üzere sorgulanan vali serbest bırakılır da bu sayede Zeyd, ortaya atılan iftiraların boşa çıkmasıyla birlikte bir nebze olsun rahat nefes almış olur. Fakat Kufeliler, Emevilerin onca zamandır yaptıkları zulüm ve baskılara kayıtsız kalmayıp Zeyd’i hem Kufe’de kalmasına yönelik hem de yönetime karşı başkaldırması yönünde kışkırtıcı telkinlerde bulunacaklardır. Zeyd bu durumda İster istemez, artık bu dünyada bana rahatlık yok gibisinden Emevi-Haşimi çekişmesine ve Emevilerin kötü yönetimine duyarsız kalmayıp kendisine yapılan telkinler doğrultusunda hilafetin Alioğullarının hakkı olduğunu ve bu uğurda mücadele hazır vaziyette başkaldıracaktır. Nitekim Zeydilerin Zeyd’i Kufe’de kalmaya razı edip ve sonrada isyan etmeye teşvik ettikleri ilk başkaldırış hazırlıklarına koyulur bile. Bu durumu yerinde gören Abbasoğullarından Davud b. Ali, Kufe halkının kendisine olan hürmetinin yanılgıya düşürmemesini, daha önce Ehl-i Beyt’in bin bir türlü eziyetlere maruz kaldığı hadiselerden ders alınmasını öğütler. Ancak gel gör ki, ok yaydan çıkmıştı bir kere, Zeyd b. Ali amcazadesinin kendisine yaptığı bu uyarı niteliğinde öğütlerini kulak ardı edip kendi bildiğini okuyacaktır. Derken on ay küsur kaldığı Kufe’den iki aylığına Basra’ya gidip tekrar Kufeye geri döndüğünde ilk iş olarak:
-Kur’an ve sünnet üzere mazluma umut zalime korku salmak için,
-Aman dileyip darda kalanlara yardım etmek, cihad sonrası ganimeti ehil olanlar arasında eşit bir şekilde pay etmek için,
-Ehl-i Beyt’in hakkını yiyenlere karşı Ehl-i Beytin imametini kabulü için halkı biat etmeye ve cihada çağırmak olur.
Tabii yapılan bu cihad çağrılarından işkillenen Emevi valisi Yusuf b. Ömer, bir an evvel Zeyd’in yakalanması için adamlarını Kufe’nin dört bir tarafına salar. Ama saldığı adamları Zeyd’in saklandığı yeri bir türlü bulamayacaklardır. Bu arada Zeyd ve taraftarları ise 1 Safer 112/6 Ocak 740 Çarşamba gecesi başlatacakları isyanın son hazırlıklarını tamamlamak üzereydiler ki, başlatacakları isyandan valinin haberdar olduğuna dair istihbarat alırlar. Bunun üzerine Zeyd, Çarşamba gecesi başlatacağı isyanı öne çekme kararı alır. Ancak vali zamanlama olarak Zeyd’in aldığı karardan önce davranıp Kufe halkını büyük mescitte toplanması talimatını verir. Böylece Zeyd’in kafasında düşlediği tüm planlar suya düşmüş olur. Nitekim bir kısım Zeyd taraftarları korku belasına valinin emrivaki yaptığı bu çağrıya uyaraktan mescitte yapılacak olan toplantıya iştirak edeceklerdir. Zeyd ise başlatacağı isyan için o gece kendisine biat edeceğini söz verip de bir araya gelenlerden sadece 218 kişiyi toplayabilmişti. Gelenlere diğerleri nerede sorduğunda ise mescitte mahsur kaldıkları cevabını alır. İşte aldığı bu cevap karşısında sinirlenen Zeyd:
-Bize biat eden her kim olursa olsun böyle bir mazeretin arkasına sığınıp da buraya gelmemesinin asla kabul edilebilir tutar bir yanı........
