NEREYE GİDİYORUZ?
Bazen toplumların kaderini büyük savaşlar, büyük krizler değil, sessizce değişen alışkanlıkları belirler.
Bir sabah uyanırsınız; kimse "özgürlükler kaldırıldı", "hukuk rafa kaldırıldı" demez. Kanunlar yerli yerindedir. Mahkemeler çalışmaktadır. Seçimler yapılmaktadır. Gazeteler çıkmaktadır. Televizyonlar yayın yapmaktadır.
Fakat insanlar yazmaya, düşündüklerini konuşmaya başlamadan önce etraflarına bakmaya başlamışlardır.Korkulan, kaygı duyulan değişim işte tam da burada başlar.
Uzun zamandır "Düşünmeyi Öğrenmek" başlığı altında bireyin zihinsel özgürlüğünü konuştuk.Önyargıları, dogmatizmi, propagandayı, kitle psikolojisini, entelektüel kibri...
İnsan zihnini esir alan bütün görünmez zincirleri anlamaya çalıştık.Bugün ise zihnimi meşgul eden soru daha farklıdır:Acaba düşünmenin önündeki en büyük engel artık yalnızca bireyin zihni midir?Yoksa bireyin nefes aldığı kamusal alanın giderek daralması mıdır?
Devlet, tarih boyunca toplumların vazgeçilmez kurumu olmuştur.Güvenliği sağlar. Adaleti tesis eder. Ortak hayatı düzenler. Fakat devlet, bütün toplumsal hayatın tek sahibi değildir.İnsanlık, aileyi devletten önce kurmuştur.Vicdanı devletten önce tanımıştır.Dayanışmayı devletten önce öğrenmiştir.Sivil toplum tam da bu yüzden vardır.Devlet ile birey arasında nefes alınabilecek bir alan oluşturmak için.
Demokratik hukuk düzenlerinde güçlü devlet ile güçlü toplum birbirinin rakibi değildir. Tam tersine birbirinin sürdürülebilirlik sigortasıdır.
Çünkü devlet güçlendikçe toplum zayıflıyorsa, sonunda muktedirlerde, devlet de yalnızlaşır.Toplum........
