menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MUTLAK HAKİKATİN ESİRLERİ

11 0
07.06.2026

Türkiye'nin son yıllardaki siyasi atmosferine bakınca ilk göze çarpan şey gerilimin şiddeti oluyor.Ancak asıl dikkat çekici olan, bu gerilimin hangi konuda yaşandığı değil; insanların onu nasıl yaşadığıdır.

Bir seçim...Bir yargı kararı...Bir belediye operasyonu...Bir parti içi mücadele...Bir liderin açıklaması...

Normal şartlarda demokratik toplumlarda tartışma konusu olacak olaylar, Türkiye'de kolaylıkla varlık-yokluk savaşına dönüşebiliyor.Çünkü uzun süredir siyaset üretmiyor, cepheleşiyoruz.Düşünmüyor, saf tutuyoruz.Muhakeme etmiyor, taraf seçiyoruz.Bu nedenle bugün yaşadığımız krizlerin önemli bir bölümü siyasi olmaktan çok zihinsel bir karakter taşıyor.

Sorun yalnızca neye inandığımız değil, nasıl inandığımızdır.Modern politik psikoloji, insanların siyasi tercihlerinin çoğu zaman rasyonel değerlendirmelerden değil, grup aidiyetlerinden beslendiğini söylüyor.İnsanlar çoğu zaman bir fikri doğru olduğu için savunmuyor.O fikri savunan grubun üyesi oldukları için savunuyor.Bu durum Türkiye'de çok daha güçlü biçimde yaşanıyor.

Çünkü bizde siyaset yalnızca iktidarın nasıl kullanılacağına ilişkin bir tartışma alanı değil; aynı zamanda kimlik, statü, tarih, kültür mücadelesi ve hepsinden daha önemlisi kamu kaynaklarını paylaşma, yağmalama kavgası olarak yaşanıyor.Bu nedenle siyasi tartışmalar çoğu zaman ekonomi, hukuk veya kamu politikaları üzerinden değil; aidiyetler ve imtiyaz savaşları üzerinden yürütülüyor.Bu kirli savaşta haklı olmak değil, hangi tarafta durduğunuz daha da önem kazanıyor.

Türkiye'nin son yirmi beş yılına biraz mesafeden bakıldığında aslında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.Uzun........

© Enpolitik