menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PEK MODERN VE KLASİK YIKIMLAR

2 0
wednesday

Eylül geldi. Sarardı yapraklar, düşenler de var, yakında düşecekler de…Eylül gelince hüzünlenmez mi insan?Hele 12 Eylül’ü’ yaşayanlar…Gerçi artık ne Kafes, ne Mamak, ne darbeler, ne şu ne bu… Kimsenin umurunda değil artık.Her Eylül saklandığımız gizli bahçelerimiz olur nedense…1980’deki gibi…Eylül’ün yıkıcılığı tarihteki yıkılışları da hatırlatır.Roma’nın çöküşü…Sadece Konstantin’le başladı diyebilir miyiz?Pavlus’u ihmal edebilir miyiz? Önemsiz bir figür mü? Bugün nasıl göç mühendisliğinin arkasında bir felsefe varsa (Zygmunt Bauman) o gün de felsefeyi yıkan bir Pavlusçu çatışma ve uzlaşı zinciri vardı. Roma’nın gücünü devşiren kutsalın inşası…Tıpkı Fetö’nün Cumhuriyet’in gücünü devşirip kendi kutsalını kurması gibi…

SİHİRFrances Hodgson Burnett’in Gizli Bahçe romanı çocuklar için de yetişkinler için de modern klasik dönemin romanları arasında… Modern klasik dönem de nedir yahu? Ama işte öyle, öyle tanımlanıyor. Özeti modernleşme döneminde yazılmış, klasikleşmiş kitap. Öyle olmasa birkaç film versiyonu olmazdı. 1919 yılında yapılan kayıp film mesela… Sonra 1949 yılında sinemaya uyarlandı. 1993’te Gizli Bahçe Maggie Smith’in oynadığı film. 2020 yılında da Gizli Bahçe İncelemesi ile bir başka versiyonu ortaya kondu.Marry ve kır çocuğu Dickon ile annesi İngiliz soylularından birinin malikanesinde bir odaya hapsolmuş ve ölümü bekleyen bir çocuğu moral yükleyerek gizli bahçeye taşıyarak orada toprak ve bitkilerle uğraştırarak hayata kazandırırlar. Bu arada moral, maneviyat önemli elbette... Ona da sihir gibi bir isim takıyor Burnett… Bu biraz da Nurettin Topçu’nun Allah’ın içimizdeki hareketi, isyan ilhakı gibi bir tanım olsa gerek. Hareket felsefesine yakın… Vicdanın adaleti temsil etmesi… O vicdanının sesini, içimizdeki dürüstlüğü, sihri keşfedebilirsek hayatın bir anlamı ve ona bağlı bir yaşama iradesi ortaya çıkar. “Dickon ağaçların ve güllerin arasında öne çıkıp heyecandan uzak, yalın bir ifadeyle ve güzel, güçlü çocuk sesiyle söylemeye başladı:Bütün nimetleri veren Tanrı’ya şükredinYeryüzündeki bütün mahlukât ona şükredinGökyüzündeki melekler ona şükredinBaba, Oğul ve Kutsal Ruh’a şükredin. Amin…”Bu bir kilise ilahisi… ama Hind’e kadar benzer duyumlar var. Duyumlar yahut doyumlar…Dickon’un annesi de sihre inanıyor musunuz sorusuna şöyle karşılık verir:“Elbette yavrum. Bu isimle bilmiyodum tabii ama ismin ne önemi var? Kesinkes Fransa’da farklı, Almanya’da farklı isimler verilmiştir. Tohumları büyüten de, güneşin ışımasını sağlayan da, seni iyileştiren de aynı şeydir. O kendi adımızla çağrılmanın önemli olduğunu düşünen biz zavallılar gibi değildir. O Yüce İyi Şey bizim için endişelenmekten vazgeçmez, seni de korusun.”*Hıristiyanlık antik çağ ve modernleşme üçlemesinde Batı, zaman zaman eski çatışma acılarını tekrarlasa da kendince bir senteze ulaştığı iddiasını demokrasi perdesi ile taçlandırdığını düşünmektedir. Hıristiyanlar ya da başka dinden olanlar aciz olduklarında hepimiz aynı tanrıya inanıyoruz sığınığına........

© Enpolitik