Piano Piano Bacaksız: Yavaşlığın ahlakı üzerine
Piano piano. Yavaş yavaş. Bu, bir çocuğa koşmaması için söylenmiş bir uyarı değildir yalnızca. Bir dünyanın hızına karşı direniş biçimidir. Hızla kazanan, hızla tüketen, hızla unutan bir dünyaya karşı yavaşlığın ısrarı. Kerim Dayı'nın İtalyancası konağın yoksulluğunda bir zarafet arayışıdır. Aç olabilirsin ama aceleci olmak zorunda değilsin. Onurunu koruyabilirsin.
Walter Benjamin, hikâye anlatıcısının ölümünden söz ederken modern insanın deneyimini aktarma yeteneğini yitirdiğini yazar. Deneyim artık paylaşılabilir bir şey değildir, enformasyona indirgenmiştir. Anlatı yavaşlığa ihtiyaç duyar, enformasyon ise hızın kendisidir. Tunç Başaran'ın 1991 yapımı Piano Piano Bacaksız'ı kaybolan o anlatıcının sesiyle konuşur. Adında taşıdığı buyruk, yavaş yavaş, filmin bütün ahlaki evrenini içinde barındırır. Bu bir tempo tavsiyesi değil, bir hayat felsefesidir.
Film Kemal Demirel'in anı kitabından uyarlanmıştır ve 1940'ların İstanbul'unda, Haliç kıyısındaki eski bir konakta, sekiz yaşındaki Kemal'in gözünden akar. Konakta yaşayanlar yoksuldur. Savaşın gölgesi, kıtlık, karneler, gündelik ekmek derdi hepsinin üzerindedir. Başaran bu yoksulluğu ne bir isyan malzemesine ne de bir güzellemeye dönüştürür. Konak halkı pazardan küçük hırsızlıklar yapar ve kendi kurallarını koyar. Biz namuslu hırsızız, iki taneden birini çalarız, derler. Bu cümlede yoksulluğun erdemi yok etmediğini, erdemi yeniden tanımladığını görürüz. Hırsızlığın bile bir etiği vardır. Açlığın bile bir sınırı.
Kerim Dayı konağın........
