menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İkinci sınıfın kapısında: Emin Alper'in Kız Kardeşler'i üzerine

10 0
thursday

Filmin merkezindeki "besleme" kurumu, ilk bakışta bir yardım ilişkisi gibi görünür. Köydeki yoksul aileler kızlarını şehirdeki varlıklı hanelere verir.

Frantz Fanon (Fransız Siyaset Filozofu), Yeryüzünün Lanetlileri eserinde, sömürgeciliğin en sinsi biçiminin toprak işgali değil, arzu işgali olduğunu yazar. Sömürge altındaki insan, zamanla efendisinin değerlerini, efendisinin beğenilerini, efendisinin bakışını içselleştirir… Öyle ki artık kendi zincirlerini takmakla kalmaz, zincirin güzelliğine de inanmaya başlar. Emin Alper'in 2019 tarihli Kız Kardeşler'i, bu arzu işgalini Anadolu'nun bir köyüne, üç kız kardeşin bedenine ve ruhuna yerleştirir. Ama Alper'in dehası, bunu yalnızca Türkiye'nin iç meselesi olarak sunmamasındadır. Film, bir köyden neredeyse tüm Orta Doğu coğrafyasını, Avrupa'nın göç krizini ve medeniyetin kendiyle olan derin çelişkisini okumamıza imkân tanır.

Filmin merkezindeki "besleme" kurumu, ilk bakışta bir yardım ilişkisi gibi görünür. Köydeki yoksul aileler kızlarını şehirdeki varlıklı hanelere verir. Kızlar orada büyür, eğitim alır, "daha iyi bir hayat" yaşar. Ne var ki Alper bu görünüşü ilk sahneden itibaren paramparça eder. Besleme vermek bir fedakârlık değil, aslında bir pazarlıktır. Besleme almak ise bir iyilikten çok egoist bir statü göstergesidir.

Bu ilişki, Antropolog Claude Lévi-Strauss'un akrabalık yapıları üzerine yazdıklarını çağrıştırır. Kadınlar, tıpkı hediyeler gibi, toplumsal ittifakların ve hiyerarşilerin pekiştirilmesinde dolaşıma sokulmaktadır. Kız kardeşler, bireyden çok iki aile arasındaki güç dengesinin görünür nesneleridir. Ve bu nesneliği en derinden hisseden, paradoks biçimde, onları "kurtardığını" sanan şehirli ailedir.

Filmin en keskin gözlemi, besleme ilişkisinin tek yönlü olmadığını ortaya koymasıdır. Şehirli aile köylü kızları besler, ama bu beslemeden hem statü hem de ev içi emek devşirir. Köylü aile ise kızlarını verir, ama bu verişten hem maddi rahatlama hem de "kızım şehirde büyüyor" gururu çıkarır. Kız kardeşlerin kendisi ise bu iki taraf arasında sıkışmıştır… Ne tam şehirli olabilirler ne de köye geri dönebilirler.

Bu üçlü sıkışma, Hegel'in Efendi-Köle diyalektiğinin değil, çok daha modern ve sinsi bir bağımlılık üçgeninin ürünüdür. Çünkü burada ne saf bir ezici ne de saf bir ezilen vardır. Herkes hem veriyor hem alıyor hem suçluyor hem suçlanıyor. Şehirli aile köye her bulaştığında köyün huzurunu bozuyor ama bunu "köylülerin medeniyete alışamaması" olarak yorumluyor. Köylüler ise şehirli aileye düşmanca bakar, ama aynı zamanda onların beğenisini, onayını, davetini bekler. Kız kardeşler ise her iki dünyayı da içlerinde taşır ve her iki dünyadan da dışlanır.

Filmin metaforik yapısı, İtalyan yönetmen Luchino Visconti'nin “Rocco ve Kardeşleri” Filmi ile benzerlik gösterir. Filmde, taşradan şehre göç eden “Parondi” ailesi de benzer bir üçgende sıkışmıştır. Güney İtalya'nın yoksulluğundan kaçarken Kuzey'in soğukluğuna toslarlar. Ama Visconti'de trajedi sınıfsal bir çarpışmayla gelir. Emin Alper'de ise bu trajedi çok daha sinsi bir biçimde, içselleştirilmiş bir aşağılanmayla yansıtılır. Kız kardeşler şehre gitmek için........

© Elips Haber