Görünen yargı mi, görülmeyen adalet mi?
Adalet, yalnızca yerini bulmakla kalmamalı; toplumun gözünde de görünür olmalıdır. Aksi halde hukuk, güven inşa eden bir sistem değil, iktidarın elinde eğilip bükülen bir araca dönüşür.
Fiat Justitia, Ruat Caelum
— Adalet yerini bulsun, isterse gökler yıkılsın.
Bir toplumda hukukun varlığından söz edebilmek için yalnızca adaletin tecelli etmesi yetmez. Aynı zamanda bu adaletin meşrui̇yet kazanması, yani toplumun vicdanında kabul görmesi gerekir. Zira yargı, yalnızca maddeten değil, şeklen de adil olmak zorundadır. Sadece adalet değil, adaletin görüntüsü de zorunludur
Bu, hukukun yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda bir inanç ve ahlaki̇ meselesi olduğunu da gösterir. Mahkemeler karar verirken sadece kanunlara değil, kamu vicdanına da hitap etmek zorundadır. Çünkü adaletin kendisi kadar, onun görünüşü de kamusal güvenin temelidir
Bugün Türkiye’de kamuoyunu meşgul eden bazı yargı süreçlerinde, tam da bu görünüş eksikliği, toplumsal huzursuzluğun kaynağına dönüşmüş durumda. Meselenin merkezinde yer alan kişi Ekrem İmamoğlu olabilir; ancak asıl mesele bir şahsın yargılanması değil, bu yargılamanın toplumun büyük kesimi tarafından adil olarak algılanıp algılanmadığıdır.
Elbette hiç kimse hukukun üstünde değildir; herkes yargılanabilir. Lakin sorulması gereken esas soru şudur: Yargılama süreci, adaletin hem ruhunu hem de biçimini taşıyor mu? Yani adalet hem var mı, hem de toplum tarafından “var”........
© Elips Haber
