menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Coğrafya kaderdir

19 11
21.01.2025

İbn Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözü, Türk hukuk sisteminin tarihsel, sosyolojik ve siyasi dinamiklerini anlamak için güçlü bir kavramsal çerçeve sunmaktadır. Ancak bu coğrafyada kader, hukukun üstünlüğü idealinden saparak, keyfîlik ve adaletsizliklerle yoğrulmuş bir sistemin gölgesine dönüşmüştür. Türkiye'deki adalet mekanizması, teoride hukukun tarafsızlığını esas alması gerekirken, pratikte ideolojik ve siyasi kaygılarla şekillenen kararların sahnesi hâline gelmiştir. Adalet arayışı ise soyut bir kavramdan öteye geçememekte ve mahkeme salonları, vatandaşların güven duygusunu derinden sarsan bir illüzyon alanına dönüşmektedir.
Bu çarpıklığın en somut tezahürlerinden biri de, ceza yargılamasında tutuklama müessesesinin sistematik şekilde kötüye kullanılmasıdır. Belirtmek gerekir ki tutuklama kurumunun sorunları ve çözümleri bellidir. Bu yazımızda değerli okuyucularımızın zamanını alıp fazla ayrıntıya girmemek adına ve yazının niteliği gereği söz konusu sorunları ve çözüm önerilerini mümkün olduğunca kısa ve öz bir şekilde sunmayı amaçlamaktayız.

Tutuklama Tedbiri Hukuku Araçsallaştırmanın Yöntemlerinden Biri Haline Gelmiştir.
Tutuklama, TCK ve CMK’ya göre bir “koruma tedbiri” olup, yalnızca zorunlu durumlarda başvurulması gereken istisnai bir önlemdir. CMK’nın 100. maddesi uyarınca tutuklama ancak şu durumlarda uygulanabilir:

• Kuvvetli suç şüphesi
• Delilleri karartma veya kaçma tehlikesi

Ancak ceza kanunlarımızın amir hükümlerine rağmen koruma tedbiri olarak düzenlenen tutuklama, adeta ön infaz kurumuna dönüştürülmüştür. Sulh Ceza Hakimlikleri hiçbir değerlendirme yapmadan kopyala yapıştır şeklindeki gerekçesiz ifadelerle insanların ömürlerini çalabilmektedir. Belirtmek gerekir ki, özellikle siyasi davalarda veya toplumsal hassasiyet oluşturan suçlarda, somut deliller yerine soyut iddialar üzerinden verilen tutuklama kararları, bu tedbiri bir yargısal araç olmaktan çıkarıp siyasi ve ideolojik bir baskı mekanizmasına dönüştürmektedir.

Tutuklama müessesinde ikinci ana sorun ise uzun süreli tutuklama süreçleridir. Malum olduğu üzere, Türkiye, AİHM kararlarında en sık “makul sürede yargılanma hakkı” ihlali nedeniyle mahkum edilen ülkelerden biridir. Basit bir soruşturma süreci yıllarca hazırlanamamakta ve insanlar iddianame hazırlanmadan hiçbir gerekçe olmadan özgürlüklerinden mahrum........

© Elips Haber