Siyaset kendini ve hukuku çürütüyor
Çaresizlik büyüyor; çünkü güvenin öldüğü yerde yurttaşlık da sessizce dağılmaya başlıyor.
Diyaset, bir şehrin, bir ülkenin, bir milletin ortak ruhunu yoğuran bir sanattır.
Aristoteles’in dediği gibi, “polis”in, yani birlikte yaşamanın incelikli sanatıdır.
Fikirler açıklanır ve çarpışır,uzlaşmalar doğar.
Oysa bugün. Bugün siyaset bir arenaya, bir pazara, bir tiyatro sahnesine evrildi.
Sahnedekiler maskelerini hiç çıkarmıyor; seyirciler ise yorgun, öfkeli ve derin bir boşluğun içinde kaybolmuş halde.Nasıl oldu bu?
Çıkarcı ve o soğuk, o hesapçı el, her şeyi sardı.
Partiler programlarını “toplumun yararı” üzerine değil, “hangi kesime ne verirsem oyunu alırım” üzerine kuruyor.
Seçmen de aynı dili öğrendi. “Benim cebime ne girecek?” diye soruyor, “Hangi taraf beni öteki ilan etmiyor?” diye bakıyor.
Fikirler soldu, idealler tozlandı. Geriye sadece “biz” ve “onlar” kaldı.
Bizimkiler melek, onlarınkiler şeytan.
Bu ikiliğin içinde hakikat eziliyor, merhamet kuruyor, medya ve sosyal medya ise bu çürümeyi dev bir gösteriye çevirdi.
Her gün yeni bir skandal, her saat yeni bir öfke patlaması, her dakika yeni bir kahraman ve yeni bir hain.
Siyaset artık düşünce değil, duygu sömürüsü.
En çok izlenen, en çok paylaşılan şey kin, mağduriyet ve intikam duygusu.
Sakin bir........
