Ekonomik krizi ve derin yoksulluğu ciddiye almayan siyaset
Toplumun gözünün önünden bir perde kalkmıyor. Tam tersine, o perde her geçen gün daha kalın, daha parlak, daha yanıltıcı hale geliyor.
Ekonomi resmen dibe vurmuşken, derin yoksulluk sokaklarda, mahallelerde, evlerin içinde her yanı sarmışken siyaset hâlâ aynı eski ezberini tekrarlıyor. “Yoksullukla mücadele ediyoruz” diyorlar.
Ama söyledikleriyle yaptıkları arasında koskoca bir uçurum var. Çünkü siyaset, toplumun yüzde 20’sinin içinde bulunduğu o görgüsüzce zenginliğin yarattığı görüntüye âşık olmuş durumda. O görüntü öyle güçlü ki, geriye kalan yüzde 80’in içinde bulunduğu yoksulluk ötesi yaşam biçimini tamamen örttü, unutturdu, görünmez kıldı.
Sokakta, pazarda, hastanede, okulda yaşanan o çaresizliği kimse gerçekten görmüyor. Çünkü herkesin gözü, lüks araçlara, yeni açılan rezidanslara, sosyal medyada sergilenen o abartılı hayatlara kilitlenmiş. Siyasi partiler de bu görüntüye kapılmış. Yoksulluktan söz ederken bile aslında o azınlığın zenginleşme fotoğraflarına, videolarına, haberlerine bakıyorlar.
Derin yoksulluğun yarattığı o ağır, o boğucu çaresizliği ıskalıyorlar. İnsanlar açlıktan, işsizlikten, borçtan, geleceksizlikten kırılırken siyaset hâlâ “ekonomi büyüyor” masalını anlatıyor.
Bu masal kime anlatılıyor? Zaten o yüzde 20’ye. Geriye kalanlar ise bu masalı dinlerken kendi gerçekliklerinden daha da uzaklaşıyor.
Bu durum toplumun bütün fay hatlarını büyük bir hayal kırıklığına ve umutsuzluğa itiyor. İnsanlar artık “bir şey değişir mi?” diye sormuyor bile. “Hiçbir şey değişmeyecek” diye kabullenmiş durumda.
Gençler ülkeyi terk ediyor, orta yaşlılar borç batağında debeleniyor, yaşlılar ise “keşke daha erken ölseydim” duygusuyla yaşıyor.
Bu umutsuzluk sadece bireysel değil, toplumsal. Aileler dağılıyor, komşuluk ilişkileri eriyor, dayanışma kültürü yerini “herkes kendi başının çaresine baksın” anlayışına bırakıyor.
Siyaset bu fay hatlarını görmezden geldikçe, o kırıklar daha da derinleşiyor.
Bir gün patladığında ise........
