Usta Paydos!
Ezcümle; Kendimizistan’da, Yesevâr’ın eşiğinde hatırlatıldığı üzere; Emaneti getiren güvenilirdir; taşıyan sadıktır, teslim eden hikmet ehlidir.
taşçılığı ve duvarcılığı ata mesleği olarak devralmış koca bir ustadır.
Doğup büyüdüğü köyün erkekleri kuşaklar boyu büyük kentlerde taşçılık ve duvarcılık yapmıştır.
Babası da dedesi de duvar ustasıdır.
Kendini bildi bileli hayatının merkezinde "taş" vardır.
Çocukluğunun ilk hatıraları, yegâne oyuncakları hep taşlar olmuştur.
Taş ustalığı onun için sıradan bir iş ya da ekmek parası değil; aşka, tutkuya ve ibadete dönüşmüş bir varoluş biçimidir.
Bütün ömrünü bu mesleğe vakfeder; öyle ki iki kez evlenir fakat yürütemez.
İkinci eşi dahi "Sen taşını ve işini benden daha çok seviyorsun" diyerek onu terk eder.
Murat Usta altmışına geldiğinde artık taşçıların piri sayılır.
Yollar, kemerler, köprüler, kamu binaları inşa etmiştir.
Büyük mimarlar ve mühendisler en zorlu, en ustalık isteyen işlerini hep ona emanet eder.
Yanına onlarca çırak alır, onları yetiştirir, usta yapar.
Ancak mesleğine öylesine titiz, öylesine kusursuz bir ruh vermiştir ki yetiştirdiği ustalar dahi hep onun gerisinde kalır.
Çevredekiler her zaman "Nerede Murat Usta’nın ördüğü taş, nerede şimdikiler..." diye hayranlıkla anarlar.
Zaman acımasızca geçer.
Murat Usta iyice yaşlanır, elden ayaktan düşer, çalışamaz hale gelir.
Kimsesi yoktur; fakat yetiştirdiği çırakları, eski kalfaları ve meslektaşları onu yalnız bırakmaz, hastalandığında başında nöbet tutarlar.
Doktorlar onun için "Artık umut yok, bir-iki günlük ömrü kaldı" derler.
Fakat günler geçer, Murat Usta bir türlü son nefesini verip huzura kavuşamaz.
Yatağında sürekli çırpınmakta,........
