Türkiye Siyaseti: Refik değil, yoldaş değil…Peki ne?
Özellikle merkez siyasetin yeniden şekillendiği bu dönemde yaşanan hareketlilik, sadece bir kadro değişimi olarak okunamaz.
2025 yılı, Türkiye’de siyaset yapma biçiminin temel kolonlarını yeniden sorgulamamız gerektiğini bana bir kez daha hatırlattı.
Bu ülkede siyaset gerçekten neyin üzerine kurulu? Bir partiden diğerine geçişler artık toplumda büyük bir şaşkınlık yaratmıyor. Siyasi kopuşlar gündem oluyor ama bir "meşruiyet krizi" olarak algılanmıyor. Dün aynı masada ortak gelecek tasavvuru kuranlar, bugün bambaşka bir siyasi zeminde yürüyebiliyor. Adres değiştirmek, artık fikir değiştirmek kadar sıradan bir eylem haline geldi. O halde soruyu en çıplak haliyle sormak gerekiyor: Türkiye’de siyasal bağlılık gerçekten ne kadar derin, yoksa biz çoğu zaman bir bağlılık varmış gibi mi davranıyoruz?
Özellikle merkez siyasetin yeniden şekillendiği bu dönemde yaşanan hareketlilik, sadece bir kadro değişimi olarak okunamaz. Bu tablo, siyasal aidiyetin bu topraklarda nasıl üretildiğine dair önemli bir işarettir. Eğer bağlılık gerçekten köklü ise neden bu kadar geçirgen bir yapı var? Eğer "dava" denilen mefhum gerçekten güçlüyse, neden kurumsal yapılar bu kadar hassas?
Bu soruların izini sürerken zihnimde üç kavram çarpışıyor: Refik, Yoldaş ve Yemin.
Refiklik: Güven ve refakat ahlakı
Arapça "rafîk" kökünden gelen bu kavram; dosttur, eşlik edendir, yolun zahmetini paylaşandır. Osmanlı’nın bürokratik geleneğinde ve Meşrutiyet sonrası siyasal dilinde refiklik, bir "yan yana durma" ahlakını temsil ederdi. Refiklikte hiyerarşi bir çatışma unsuru değil, düzenin bir parçasıdır. Bir merkezin veya bir önderin yanında durmak asıldır. Sadakat burada çoğu zaman yazılı metinlerden ziyade, şahsi güven ve tecrübe üzerinden şekillenir.
Türkiye’nin siyasal kültürü, uzun yıllar boyunca bu refiklik dili üzerinden ilerledi. Güven ilişkileri, partilerin tüzüğünden daha belirleyici oldu. İnsanlar çoğu zaman bir programa değil, bir isme yaslandı. Bu model uzun süre bir toplumsal istikrar da üretti; çünkü "insan tanıyarak" siyaset yapmak, bu coğrafyanın kadim bir alışkanlığıdır. Ancak burada bir kırılganlık da saklıydı: Güven sarsıldığında, yerine neyin konulacağı çoğu zaman belirsizdi.
Modern dünya ve kurumsallaşan siyaset, artık sadece kişisel itimatla ayakta kalamıyor. Bugünün siyaseti, kişisel sadakati reddetmeden, onu aşan kurumsal bir zemin talep ediyor. Aksi halde refiklik, sıcak bir bağ olarak kalıyor; fakat yapıyı taşıyan bir kolon haline gelemiyor.
Yoldaşlık: İlkenin ve ortak iradenin bilinci
Diğer yanda ise........
