Doğurmayan Türkiye: Sorun para mı, erkekler mi?
Türkiye’deki kadın başına doğum sayısı 2010’ların sonundan beri hızla düşerek 1,5’in altına geriledi. Bu sayı 2010’larda 2, 2000’lerde 2,5 seviyesindeydi.
Gün geçmiyor ki doğum hızımızın düştüğüne, bu düşüşe karşı alınacak tedbirlere dair kurulan kurullara, geliştirilen önerilere, sosyal medyada yükselen “sebep o değil aslında bu” itirazlarına dair bir haberle karşılaşmayalım. Ülkemizde âdet olduğu üzere, sanki dünyada nüfus artış hızı düşen tek ülke bizmişiz gibi davranıp, kendimize aklımızca derman bulmaya çalışıyoruz. Gelin bugün dünyada doğum dinamiklerinin nasıl değiştiğine ve ne tedbirler alınabileceğine ya da alınamayacağına, bakalım.
Öncelikle şunu kabul etmeliyiz; zengin ülkelerde nüfus artış hızı düşer. Dünyadaki gelişmiş ülkeleri bir araya getiren -ve hasbelkader Türkiye’nin de üye olduğu- OECD ülkeleri arasında, kadın başına doğum sayısı 2’nin üzerinde olan İsrail dışında hiçbir ülke yok. İsrail’in durumu ise oldukça ilginç. Üç sene önce yazdığım gibi, İsrail bölünmüş bir toplum. Aşırı bağnaz olan Haredi Yahudilerde kadın başına çocuk sayısı 6 civarında. Bunlar devletten aldıkları az bir paraya kanaat edip, bütün gün ibadet ediyor ve çocuklarına bakıyor. Ancak ilginç olan, İsrail’in seküler kesiminde de kadın başına doğan çocuk sayısı 2,5. Benzer gelir seviyesindeki OECD ülkeleri için bu bir mucize. Birçok İsrailli, daha üniversiteye başlamadan, kadın-erkek herkesin zorunlu olarak 18 yaşında yaptığı askerlik sırasında tanışıp erkenden evleniyor. Ben çocuk sayısının fazla olmasını buna bağlıyorum.
Kadınların eğitim aldığı toplumlarda doğum oranı neden düşüyor?
Aslında çocuk sahibi olmak veya çocukların sayısı büyük ölçüde........
