Sıcak paraya muhtaç olmak kaderimiz mi?
Türkiye’nin asıl iktisadi sorunu dağıtım sorunudur. Eğer siz her sene sermayenin milli gelirin e’ini almasına izin verir, IMF sayesinde de “sermaye hareketleri serbestisi gelişmekte olan ülkeler için çok iyidir” mantrasını benimseyerek sermaye giriş-çıkışlarını full serbest bırakırsanız, olacağı budur. İşgücü milli gelirden yeteri pay alamadığı için, bu durumu bütçe açıklarına yol açan devlet harcamaları ile kompanse etmek zorunda kalır, artan borçlanma maliyetini düşürmek için zorda kalınca finansal baskılama yöntemleri kullanırsanız ve bu durum da doğal olarak tasarruf birikimi olan sermaye sahiplerini ürkütürse hem birikimlerin yurtdışına ve/veya TL dışına kaçmasına, hem de sermaye yatırımlarının hem sektörel olarak, hem de miktar olarak sub-optimal olmasına yol açarsınız. Ve bu fasit daireden kurtulmak imkansızlaşır.
Cari açığımızın kümülatif toplamı 372 milyar dolar
Esasen gelirin e’inin sermayedarda kaldığı bir ekonomide tasarruf açığı olmaz, olamaz. Ortodoks iktisatçılar ise basit bir muhasebesel milli gelir hesaplamasından yola çıkarak, yıllardır sorunun Türkiye’nin tasarruf açığı olduğu fikrine saplanıp kalmış durumdalar. Ancak, diyelim ki dış ticaret ile meşgul sermayedarlarımız bir kısım birikimlerini yurtdışında tutsunlar. Bunu da “Transfer Fiyatlandırması (Transfer Pricing)” yoluyla yapsınlar. İhracatta düşük faturalamada Türkiye'deki ana şirket, malı yurt dışındaki (genellikle vergi avantajlı bir ülkede kurulu) kendi iştiraki olan dış ticaret........
